21 Aralık 2013 Cumartesi

Saftirik Elmır Ben'im

Resulullah demiş ki;
"Bir çocuğa elimde bak ne var, gel vereyim derse (elinde şeker vs. olmadığı halde) ve çocuğu kandırırsa başka bir şey yapmasına gerek yok; cehenneme gitmek için"....

Halbuki niyetiniz iyi olabilir; sevmek için onu yanınıza çağırıyor olabilirsiniz, daha önceden peygamberimizin "çocukları  öpünüz, kokunuz. her öpücüğe cennette bir saray inşa edilir" sözünü duymuş olabilirsiniz; ama bu kandırmaca yapmanızı haklı çıkaramaz...

elbette bir çocuk gibi saf ve masum değilsem de
saçma bir kandırmacada aklını kullanamayacak şekilde ağzı açık ayran budalasına dönüşebiliyorum
bence bu da sayılır.............!!!

19 Aralık 2013 Perşembe

GEL GÖNÜL

not; bazı şarkılar çok ağlatır....


"Adın ne?" diyorlar
"SEN" diyorum
"Efendim???" diyorlar da
"Pardon BEN " diyebiliyorum...

Yolda yürüyorum insanlar garip bakıyor. Farkediyorum anca SEN'inle konuşuyorum...
Yokluğun yok gibi bir şey; bir türlü hatırlayamıyorum...

Acıdan tadını alamadığım çiğ köfte gibi hayat dilimde...
Unutamadığım hatıralar olur olmaz replayde...

Ve elbet bu kış günü bile içimin yangını sönmüyor...
İçimin sızısından laf etmiyorum bile...
Anlatmıyorum ki "hep aynı terane" demesinler diye; anlatmadıkça destanlaşıyor, kitabelerce kazınıyorsun...

Haşaaa, lanet yok, kötü söz assla.
İstemem keder al ahımdan...
İstediğim yalnız çık canımdan...


Hayır gerizekalıyım, biliyorum...

bazen harbi geri zekalıyım kabul ediyorum...
aklıma hiç olmayacak şeyler geliyor, bazen garip şeylere takılıyorum;
hemencik örneklendireyim ki daha iyi anlaşılsın; 
(içimdeki öğretmen pratik yapıyor arada böyle)

not; abla biliyorum ki çok mutlu oluyorsundur böyle rengarenk beni görmekten, yazının sonundaki şarkı da en çok sana gelsin o zaman...

*Bazen garip sorular beliyor kafamda ve onlara cevap arıyorum ciddi ciddi. Bugün Burcc'un akıl sağlığımdan endişe etmesine yetecek örneğindeki gibi; fikir fırtınasında nerden geldiysek o konuya, Burcc'a iş yerinde msj bırakacak olsam, ama kimseye güvenmesem...ve diyelim ki telefon da yokmuş hani (hadi lan ordan! üşengeçlikten aynı evin içinde kıza msj atıyorsun, o sana face'den yazıyo falan...) nereye, nasıl not bırakırım? Ve cevabı buluyorum usulca; tuvalette kağıt havlu astığımız düzenekle, rulo arasında biraz boşluk var, oraya bırakırım... ????!!!**^+!

*Bak buna yakın bir şey de şudur ki; ilerde aile içi bir kod cümlemiz olacak. Şaka için asssla söylenmeyecek. O cümle söylenince hemen polise gidilecek, yardım istenecek filan. Nerden çıktı bu derseniz; hani filmlerde olur ya kafasına silah dayalıdır ve telefonda hiçbir şey olmamış gibi konuşmak zorunda kalır kadın, ya da kendisine doğrultulmuş bir bıçakla kapıda "her şey yolunda mı?" diyen polise bişey söyleyemeden boyun bükerler yaaa
o olmasın diye...Kötü adamları ürkütmeden polis, jandarma, kara kuvvetleri, istihbarat herkes ayağa kaldırılsın diye(bence çok mantıklı, zaman kötü yane bir yerde...)

*Ben Ümit Sayın'ın Çal Beni şarkısında "çal beni yine GECE'den, sür beni yine SEHER'e, ÜMİT'e bir yol ver, HÜZÜN'ü unutup gitsin bölümünde hiç duygulanmıyorum içten içten tıslayarak gülüyorum. Çünkü bence orda bir adamın aşk hayatı anlatılıyor, böyle ehliyet kitaplarındaki kavşakta 4araç beklerken  geçiş hakkı kimin soruları gibi bir şablon oluşuyor...(Hüzün ve Gece diye isim mi olur diyenleri kendi hayal güçsüzlüklerinde ezilmek üzre yalnız bırakıyorum... hıh!!!)

*Görsel eserlerden çok etkileniyorum... Geçen gün izlediğim Danışman filmindeki Brad'ciğimin ölüşüne sanki ordaymışım, o gerçek bir olaymış gibi, iki adım önümde bir adam böyle vahşice öldürülmüş gibi çok etkilendim... Bi ara da Awake filminden kalbim sıkışarak, nefes darlığı çekip panikle kendimi atışım var ama çok da önemli değil...

*Hayatta her şeyin bir bedeli var durumuna inancım çok sağlam (bildiğin kindar gıcığın tekiyim !!! ) olması gerektiğine inanıyorum, olunca tatmin oluyorum... Ölümden çok korkan bir çocuk olmama karşın babama kızınca hastalanıp öldüğümü zemin olarak kurgulardım(genelde tümörden...ah film dünyasıı sen bana ne klişeler kattın yahuu!)
sonrada ölmek üzereyken babama suçlayıcı, onu vicdan azabından ölümümden sonra süründürecek konuşmalar yaptığımı hayal eder, gerçekleşmesini dilerdim...


*Ve son olarak da aklıma gelen şey tam karşımdan bana göz kırpan, laptopumda olan cam'e yapıştırdığım renkli bant. Sanki o cam açıkken sürekli izleniyorum gibi geliyor...

Sabah 8de yatmış, öğlen 12de kalkıp işe gitmiş, 5saat çalışıp az biraz yürüyüp de kendini hala bu saatte enerjik hisseden ben'in kafasında çalan şarkı gelsin o zaman;




18 Aralık 2013 Çarşamba

Saf Sevgilim !!!

Konuştukça batan adamın tanımı şudur;

G; Ben gıcık olmuştum zaten falancaya yaa, boşver iyi ki ayrılmışlar ?
Hüs; Niye gıcık olmuştun kıza? Niye sevmedin?
G; Öyle işte yaa... Olamaz mı?
Hüs; GÜZEL OLDUĞU İÇİN Mİ SEVMEMİŞTİN ???
G; Ney????
Hüs; SENDEN GÜZEL OLDUĞU İÇİN Mİ KISKANDIN ???
G; Ne dedin sennn????
Hüs; Ne biliyim  yaaa....
G; Nasıl büyük bi pot kırdığının farkında mısın CANIMMM ???
Hüs; Ne biliyim; şimdi  SENDEN ZAYIF YAAA ...
G; PARDOOON !!!

Hat koptu bende zaten sonra.... Gülüyoruz  karşılıklı... Trip atmıyorum derdim de inanmıyordunuz, bakın şimdi noldu ???

O zaman gelsin;
saf sevgilim.....


6 Aralık 2013 Cuma

BU ERKEKLER ÇOK GAVAT DOSTUM !!!


Farkettiniz mi bilmem?
Kıskanç erkelerin, her arkadaşınıza karışan adamların, giydiğinize laf eden  delikanlıların çok basit kız arkadaşları oluyo lan...

Senin giysine laf eden adamı 2gün sonra bi yelloza"çok şık olmuşsun" derken gözlerinizi löbürdek bacaklarını sarmaya gayret eden minimannak eteğine hayretle bakarken buluyorsunuz...

Sınırını, mesafeni asla bozmadığın arkadaşlarına bile kıllanan adamın "iyi kızdır yaa, sen yanlış tanıyosun"  dediğini her gün başka bir herifin kucağında görüp noluyoruz? oluyorsun...

En ufak telefonunu açmadığında meraktan sana kükreyen herif o tarz arkadaşlarının yanında senin adının baş harfinin geçmediği masalarda seni saatlerce unutabiliyor.

Peki bu suç o hatunlarda mı ?
HAŞAAAA !
Bu gavat heriflerde !

Hayır bir de uyarırsın anlayışsız olursun... Güzellikle söylersiniz kıskanç olursunuz... Kavga edersiniz adamı hazırda bekleyen bi çıyanın koynuna atarsınız....Bu ne yaman çelişki anne !!!
Bir de salak bu erkekler anacım ! Bu hoşlanma, sevme, gönül kayması işlerinden anlamıyorlar işte, anlamıyorlar... Ama kızlar anlar... En azından ben anlıyorum yaaa, saygı duy densiz !

Ayrıca;
"Sen kıskandığın için abartıyosun ... " la
"Sen kızsın, istemediğin halde senden hoşlanan biri sana zarar verebilir, ama bir erkeğe bir kız zorla hiçbir şey yaptıramaz" ı çaprazlayıp öyle DÜZeyleyECEKSİN !!!

Lan bi get !!!
Sevgilisini başka bir kız için (+ana bacı hariç de ! -ana, bacı hariç !) üzen tüm erkekler ölsün bence. Ya da kısırlaştırılıp kömür madenine 40yıl işçi olarak satılsın... Ya da gay barda konsomatris olarak (var mı böyle bişey :S Yoksa ben başlayıp köşeyi döneyim bence :D ) çalıştırıp beyaz adam ticaretine başlatacaksın...

Hayır yani benim başıma geldi demiyorum, gelirrse diyorum...
Benden bilmeyin canım "bir arkadaşın başına gelmiş de...." ondan yaneee 

Eeee hadi gelsin o zaman;



2 Aralık 2013 Pazartesi

why not?


Siz sarkıyı dinlerken bi iki soru sorup sonra da sittir olup ders çalışmaya gidicem.
  1. Eloktronik eşyalar neden bozulur ?
  2. Light kola neden pipetle içilemez ?
  3. Kötünün iyisi bizi neden kotarır ?
  4. T.C.'de Dukan yapmak neden bu kadar zor
  5. En büyük kandırmacaları, en büyük yalanları neden kendi üzerimizde deneriz ?
  6. Bazı sabahlar neden içime şeytan kaçmış gibi oluyor ? 
  7. Kafam neden fitneye böyle kolay çalışıyor  ?
  8. Tez almak neden bu kadar zor ?
  9. Kimse neden bana mektup yazmıyor ?
  10. Elimdeki kitaplar neden bitmiyor ?
  11. Sol baloncuklarımı bunca severken neden bunca utanıyorum gün yüzüne çıkarmaya ?
  12. Erkekler neden bu kadar ökküz ?
  13. İnsanlar neden tek mutlu olamıyor ?
Herhangi bir cevabı olan yorum atsın ben ders çalışmaya gidiyorum bebeler *

Sana Söz ...



eyleme dönüşebilmiş sözleri severim;ağızdan çıktığında değil de adrese ulaşınca yani. elbette "seni öldüreceğim" , "o dediklerini sana yedireceğim", "seni doğduğuna pişman edeceğim"ler hariç... mesela; "seni üzmeyeceğim"leri, "seni hep seveceğim"leri, "bundan sonra senin sözünü dinleyeceğim"leri, ortaya karışık "seni bekleyeceğim"lerle "seni koruyacağım"ları, "sana yalan söylemeyeceğim"le komşusu "sana güveneceğim"leri...
sözlerin kutsallığına inanıyorum hala... düşünülerek verilmesi gerektiğine, ölümün pahasına yerine getirmeye, yerine getirilemeyecek olanların ağızdan çıkmamasına, sözünün arkasında duran er'lere... bunca sahtesi olmasına karşın milyonda bir ihtimal orjinaline rastlamaya inandığım için harikalar diyarı veya noel babaya inanıyorum desem de aynı şey olur gerçi.
gerçeğinin istiridye içindeki inciden, içi lav dolu bir dağdan, hergün gerçekleşen yüzlerce doğumdan, bataklıkta çıkan lotustan farklı bir mucize değildir. 
sözlerin kutsallığına inanıyorum hala, bu kutsallığı bozunların g*tüne bazuka !

o zaman gelsin;




puffff !!!


yeterince açık anlatamadıysam şarkıların yorumuna bırakıyorum bir kez daha ahvalimi...

* "mezhebin mi geniş? anlamadım ki ... uçmuşsun sen ! offfff!!!!"
 * "o kadar iyi tanıyorum ki seni....."



24 Kasım 2013 Pazar

Göz Hakkı

bizim zamanımızda göz hakkı vardı...
sevgiler böyle ulu orta gösterilmezdi,
görenin canı çekmesin...
kokular böyle yoğun olmazdı,
duyumsadığında için erimesin...
balkondan kuru bir ekmek sallamazdı annem,
çünkü komşuda pişen;
herkese düşerdi.....

kıssadan hisse;
olan var olamayan var,
olup da yanında olamayan var la
az yavaş ol bebe !



Göz Göz Oldum, Birleşince Söz Oldum


değişik bi gözle bak bana bugün...
hadi ! korkma, sorma, kurcalama...
bak bana bugün bambaşka bi yerden...

annenmişim gibi misal,
şefkatimi gör, kıyamayışımı,
seninle ilgili hayallerimi,
kendi egolarımı senle gerçekleştirmeyi,
sahip olamadıklarımı sende becerebilmeyi,
düşlerimi empoze edip de
"senin için en iyisini istiyorum" ayaklarımı...

evladınmışım gibi misal,
muhtaç oluşumu,
sana seslenip her daim sende uyumayı,
sana güvenmeyi,
istediğimi yaptırabilecek olmanın salak gururunu...
her şey hakkımmışcasına,
hayattan nasibini almamışcasına...

hastanmışım gibi misal,
ilgi göster, iyi bak bana,
sırtıma havlumu da unutma ama...

alımlı bir yabancıymışım gibi misal,
ilgini çeken ama yörüngeme giremeyen,
bir kadah ısmarlasan belki havaya girecek bişeyler
ama "alkol kullanmıyorum, teşekkürlerr"...

renkli bir balonmuşum gibi misal,
anlık, duraklık, bakımlık, uzaklık
inceden, gülümseten, özelden güzelceden...

radyoda güzel bir şarkı gibi misal,
beklenmeyen, isteyerek tüketilen, tekrarını bekleyen...

değişik bir gözle bak bana bugün...
hadi ! durma, yorma, savsaklama...

"dön bak bana gözlerim gülüyor,
seni gördüm göreli...."




23 Kasım 2013 Cumartesi

GİBİ GİBİ'SİN

yolları aşamam gibi
sonları göremem gibi
haddimi bilemem gibi
davranma bana...

baskıya gelemem gibi
sonuca varamam gibi
seçimi yapamam gibi
çocuk davranma bana...

acıya gülemem gibi
ölüme gidemem gibi
cezayı çekemem gibi
bakma öyle bana...

o zaman gelsin;


milli kütüphane illallah !


Geçen hafta sınavlarım vardı vizeler; siz sormadan ben söyliym; iyiydi. Bu sene okul bitiyor mu ne la?
Son bir tane kaldı bakalım bakalım...

Neyse efenim bilenler hatırlar ben kolay kolay ders çalışamam;okul, ev (özellikle evim !) dikkatimi dağıtır, toparlayamam, cayarım. Ama miilli kütüphane öyle değil. İlk 15-20 dakkayı atlattıktan sonra saatte bir molaya çıkıyorum ama nasıl güzel geçiyor zaman. Maşşallah deyin Allah'sızlar !

İşte efenim sözün özü birkaç alt başlık altında milli kütüphane nefretlikleri;

*Deli sıra var girmek için. Yetmiyor anam yetmiyor. Kpss çalışan mezunlara, Gazi ve Ankara Üniv'lilere yetmiyor ! (haliyle) Vize ve özellikle ! final zamanı ebesinin ötekeresine kadar sıra oluyor. Saatlerce sıra bekle.... bilgisayarlar bozulsun; karmaşa yaşa... Bu memleket böyle ekmek kuyruğu görmemiştir yaaw !

*Önce bir açıklama yapmak isterim yurttaşlarım;
Ben kiiiii küfrü hiç sevmem 
Ben kiiii küfreden bana itici gelir
Ben kiiii ağız dolusu, dolu dolu küfreden insanın insanlığından şüphe duyarım
ammmmaaaa
Ben hiiiç etmem demedim
Bazen ederim; ama çok elzemse
Yani demem o ki;
Wc ihtiyacı gelince ve sigaraya çıkacağı zaman prize getirip taktığın o tablet prize değil afedersiniz ama bi yerine girsin !
Benim 8 saatlik orda kaldığım süre boyunca yarım saat oturup ders çalışmayan gavat
kusura bakma ama sen ne pezevenk ruhlu bir ibne'sin !!!
Bunca küfürden sonra kul hakkından bahsetmek garip kaçtığı için bu konuda yorumu size bırakıyorum.

*Benim sevdiğim caanım sarı ışıkları sen git led bembeyaz göz acıtan, pasparlak, loşluğu yok eden, dikkat dağıtan saçma sapan şeylerle değiştir. "Tarih affetmez" demişti bir prof. bi hafta önce DTCF'deki nostaljik tahta sıraları söküp saçma sapan sunta sıralar koydukları için...

*Kpss'ye önümde daha bayaaa zaman var; amma velakin sabah 9'da gelip akşam 10'da çıkan, her dersin her testinden 25 soruda en az 21 net yapan sayın vatandaş sen hangi vitamini yuttun, nerden buldun limitless hapını laaann ! Ben nasıl senin rakibin olayım?

Diyceklerim bu kadar;
Hala en net ders çalışabildiğim yer olabilirsin amma
Aşık olduğum o büyülü atmosfer olamazsın artık !!!
Sen ki benim için  masa, sıradan ibaret alalade bir mekansın,
Bu haline karın bile yakışamayacağı saçma sapan bir faydasın..


5 Kasım 2013 Salı

Okunacak Şeyler Var Yüzümden Önce Ellerimde


Pinuccia 'nın hazırlayıp önümüze sunduğu güzel bir etkinlikte buldum kendimi. Çok da sevindim, hemen adapte oldum. Okumayı bekleyen kitaplarım vardı, kitap okumam çok azaldı diye üzülüyordum falan derken bu bir vesile olacak.

Hiçbir zaman çocukken bile kazanacağıma veya finale kalacağıma garantisi olmayan olaylarda,yarışlarda hırs yapmadım. Yani eğer 1.-2.-3. sıradaysam o kadar yakınken bari ben kazanayım der atak yaparım. Ama onun dışında evet gayret gösteririm, evet o yarışmaya inanır gereklerini yaparım, evet heyecanlanırım ama hırstan kudurmam. Sonunda sadece "elimden geleni yaptım"demek isterim.
Bu etkinlik de sadece buna yarayacak. Kitap okumaya unuttuğum değeri vereceğim, kimler ne okuyor diye diye yeni kitaplar duyacağım, mutlu da olacağım :)

Listemi dakikalar içinde yaptım cidden. Zaten bana ayarlama, düzenleme, ön araştırma, listeleme, seçim yapıp ortaya menü çıkarma de bu işin en şevkli, en becerikli insanı olup çıkıyorum (yanlış kariyer mi seçiyorum lan kendime) Ahanda listem ;

not; Aklım öyle hin, öyle de üç kağıtçı biriyim ki her kitap en az 2 kategoriye giriyor. Bir kitabı birden fazla kategoriye gösterebilsek sadece 4-5 kitapla bu iş bitmişti :)

not; Elimde olan -veya ev arkadaşımdan alacağım- 7kitap dışında hepsi de okulumun kütüphanesinden edineceğim kitaplar. Yani kitap okumak dünyanın en ucuz zevklerinden ve lükslerinden biri -iyi ki ;)


1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan bir kitap;
Bir Genç Kız Yetişiyor (Betty Smith - 416 syf) Elimdeki 12.baskısı olup aynı zamanda sahaftan itinayla seçilmiştir. Elimde "Cehennem" var ama niyeyse o kitap bendeki kıyamet fobisini körüklediği için baştan okumaya cesaret edemedim.

2. Kategori (10 puan): Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan satın alınmış bir kitap okuyanlara.
Karartma Geceleri (Rıfat Ilgaz - Çınar yay. - 219 syf) Kendisi aynı zamanda sahaftan alınma.

3. Kategori (10 puan): Adında bir hayvan adı olan bir kitap okuyanlara.
İncir Kuşları (Sinan Akyüz - Alfa yay. - 320 syf) Hemmencecik dün başladığım ilk kitap. (not;baş;4kasım - bitiş;10kasım)

4. Kategori (15 puan): 600 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
Dahiler ve Aşkları (Hazırlayan; Özcan Erdoğan - İkaros yay. - 783 syf) Kendisi aynı zamanda biyografi kategorisine de girerek aşkın başka olduğu söylenen ayda bahaneyle okumak istediğim kitap.

5. Kategori (15 puan): Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabını okuyanlara.
Evdeki Silah (Nadine Gordimer/1991 Nobel Edebiyat Ödülü- Can yay. - 302 syf) Kendisi aynı zamanda hiç okumadığım ülke edebiyatına da kütüphaneden alınacak kitap kategorisine de girerek beni küstahlaştıran kitaplardan.

(not; ben her zaman ennn başarılı, ennnn parlak, ennnn çalışkan olamasam da illa ki ayrıntılı başlıklarda bir en olurdum. Ve bu da bana gizli bir haz verirdi. Jüri özel ödülü gibiydi bu benim için. İşte ordan kalan bir alışkanlık bu yukardaki durum) 

6. Kategori (15 puan): Türk edebiyatında klasik kabul edilen bir roman okuyanlara.
Cezmi (Namık Kemal - Şule yay. - 293 syf) Elimde olduğu için okumak istediğim roman bu listedeki tek içime sinmeyen, kararsız kaldığım kitap oluyor.

7. Kategori (15 puan): Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından bir kitap okuyanlara.
Yitik Cennet (Cecilia Samartin/Küba - Koridor yay. - 365 syf) Elimdekilerden biri.

8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere.
Hobbit (J.R.R. Tolkien - İthaki yay. - 426 syf) Bayılarak izlediğim birincisinden sonra sabırsızlıkla beklediğim 2. ve 3. filmi de var. Onları zamanı gelince izlerim artık. Ama 1.'yi yeniden izlemek -bu kez evde tabii- güzel olacak, hem de 2.'ye hazırlık hatırlatma olsun :)

9. Kategori (20 puan): Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan veya konusunda kış teması olan bir kitap okuyanlara.
Kaygılarımızın Kışı (John Steinbeck - Remzi yay. - 311 syf) hem kütüphaneden alınacak olması hem de 1962 Nobel'li olmasıyla bu da 3 dalda - isim, yazar, mekan- adaylığını koyup ismiyle kazanan isim o.

10. Kategori (25 puan): Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
Dorian Grey'in Portresi (Oscar Wilde - Can yay. - 252 syf) Kütüphaneden alınacak kitap bana sadece komik bir anımı ve mazi olmuş birini hatırlatıyor :)

11. Kategori (25 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap okuyanlara.
Sınıf Arkadaşım Atatürk (Ali Fuat Cebesoy - Temel yay. - 203 syf) Hem kütüphaneden alınacak hem de biyo-otobiyografiye çalan eser.

12. Kategori (25 puan): Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabını veya romanınıokuyanlara.

Hac (Paulo Coelho - Can yay. - 223 syf) Başvurular yine kütüphane.

13. Kategori (25 puan): Bir biyografi veya otobiyografi okuyanlara.
Bir Bilimadamının Romanı (Oğuz Atay - İletişim yay. - 270 syf) Başvurular bu kez homemade'den aynı zamanda bir Türk klasiği de olur kendileri.

14. Kategori (30 puan): Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap okuyanlara.
Bir Tatlı Huzur (Ayşe Kulin/1996 - Everest yay. - 232 syf) Bu kitap da kütüphane memuresinin ellerinden öper.

15. Kategori (40 puan): Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap okuyanlara.
Yüzüklerin Efendisi (J.R.R. Tolkien - Metis yay. -  Yüzük Kardeşliği; 494 syf - İki Kule; 412 syf - 408 syf) Aşık olarak ve bir gecede yaklaşık 12 saat izleme rekoruylan uzun versiyonlarını izlediğim - ki öncesinden 2-3 kez izlenmişlerdi - zat-ı şahanelerini okumayı da dört gözlen bekliyorum. Ve nostalji yaparak izlenecek ufak ödüller :)

Vre Bismillah !

17 Ekim 2013 Perşembe

hınk !!! anlamadım ?

tanıtımı yapılan ürünle reklamın uyuşmaması,
abartısı,
zımbırtısı vs alışkın olduğumuz hareketler.
eyvallah daaaa



bu reklam ne yaaa
g*tün için kaliteli kullan mükemmel hayatın olsun mu?
g*tün için kaliteli kullanırsan uhhhuuuuu gerisi zaten gelir bebişim mi?
hınk!!!
ben anlamadım da yaneee

Abla sen Mickey Mouse'la bizim mahallenin lağım faresini karşılaştırıyorusun !!!

Evet zevk meselesi diye bir olay var amma velakin
Bir yere gidip hususi bir şey istediğinizde size verilen "o yok ama şu var" lafını sizde esefle kınamıyor musun?
Hemen somutlaştırıyım yine karmakarışık cümlelerimden biri olan bu girişi;

*Gratis'e tek bir amaçla giriyorum; Raffaello almak için;  burdan hatırlarsınız neyden bahsettiğimi :)
Soruyorum var mı diye Kadın "yok" diyor (şu sıra hep yok zaten!) bunu hazmedebilirim elbet, ancak dönüp başka bir çikolatayla  "bu var" diyor ve üzerine bir de gülümsüyor !!! Laaayyyn! Yapma gözünü seveyim...

o zaman gelsin;


esnaflarla ilişkim

Sadece bugün 6 dükkana girdim. Alışverişimi yaptım. Onlar bana "iyi günler, iyi günlerde kullanın, iyi akşamlar vs" deme zahmetinde bulunmazken ben "kolay gelsin" ve  "iyi günler" lafımı asssla eksik etmedim.

Çok garip lan. Hizmet sektöründesin sen ! Yanlış anlaşılmasın; kimse yalakalık yapsın, yoluma kırmızı halı döşesin demiyorum. Tamam senin de derdin olabilir 7/24 gülümsemek zorunda değilsin, kimseye yaltaklanmak zorunda değilsin; amma insan iyi günler bari der dingil ! ağzına mı yapışcak....

İşin kötüsü ben gocunmadan, onlar bana "lütufta bulunur gibi !" karşılığını da aldıkları işi yaparken  herhangi bir iyi dilek lafında bulunmamışken "kolay gelsin" diyorum; ve içtenlikle diliyorum. Yavşak bana teşekkür bile etmiyor. Bu lafın üzerine bile bir iyi dilekte bulunmuyor. Umarım günün senin gibi davranan müşterilerle geçer diyorum bende içimden. Attention please! Bu bir beddua değil dikkat ederseniz; herkes hak ettiğini yaşasın.

Onun dışında kısa kısa bir- iki ayrıntıya değineyim;
*Ben kışın geldiğini Sevil'deki sahlep , yazın geldiğini limonata ikramıyla anlıyorum :)

*Eli sıkı- pinti esnaftan nefret ederken, 5-10 gramın hesabını yapmayan esnaf gönlümü fetheder ve genelde hep aynı kişilerden alışveriş yaparım.

*Bir mekana/dükkana/esnafa gitmeyi, alışkanlık edinmeyi, hep belli bir ürün almayı tek bir nedenle severim; ben içeri girince "yine her zamankinden mi?" desin esnaf. Niyeyse bu bana aptal bir zevk ve hatta gurur veriyor (zaten hiçbir zaman normal biri olduğumu savunmadım...)

*Kredi kartım olmadı hiç ancak banka kartım oldu. Uzzzuun zaman önce bir esnaf amcanın o meblağğ için kart çekilmez benden de belli ücret kesiyorlar, ne kazanıcam burdan çıkışıyla öyle bir utanmıştım ki, ya yanımda nakit para taşıyorum ya da yaptığım alışveriş az miktarsa onu gereksiz/ihtiyaç dışı şeylerle yükseltmeye çalışıyorum :(
Ve ev arkadaşım sevgili Burcc hesabındaki para düz hesap olsun diye garip ufak takıntısıyla esnaflara "5'ini burdan alın, 4ünü nakit vereyim" taktikleriyle kök söktürürken esnafın ona da bana yapılan muameleyi yapacak diye geriliyor ve hatta gereksiz çocuksu bir edayla azar yemiş gibi, horlanmış gibi utanıyorum (Burcc biliyorum aptalca gelicek bu sana ama her seferinde bu böyle)

*Haa bir de çocukken su katılmamış bir salak olarak şöyle bir olayım vardı;
Bakkala veresiye yazdırırdık. Ay sonunda asla ödeme zorluğu yaşadığımızı, bakkalın bir kez olsun "peder beye söyle hesabı kapatalım" diye sıkıştırdığını hatırlamıyorum. Allah'a şükür bu konuda sıkılmazdık. Sadece babamın "zırt-pırt para istenmesin, küçük meblağlarla uğraşmıyım; ekmek, şeker, çocuklara abur-cubur olaylarını toplu halledeyim" gibi bir ekonomi stratejisi vardı.
Neyse işte tekel ürünlerini yazdıramazdık; hala öyle mi bilmiyorum; ama bizim Mehmet Amca tekel ürünlerini peşin alıyorum diye veresiyeye dahil etmezdi. Babam da sigara almaya nakit para verdiğinde annem de yakalayıp ekmek aldıracaksa misal bakkala gider ekmeği alır, deftere yazdırır, eve doğru yol alırdım. Ekmek poşetini apartman girişine asar, döner bu sefer "unutmuşum yaaaa" diye parayla sigara alırdım. Özellikle babam tam ücret değil de yüksek bir para verince (çocuklara okul harçlığı olsun diye genelde sigara alarak bozdururdu parayı) o paranın üzerini alırken müthiş kızarır müthiş utanırdım :( Bakkal her an "eee daha demin neden ekmeği bu parayla almadın dicek diye yüreğim ağzımda bekler ve hatta ter ddökerdim....
Böyle de aptal bir çocuktum işte :)

o zaman bu da size gelsin;


16 Ekim 2013 Çarşamba

deli şarkı

gecenin şu saatinde
hayal dünyamı kaosa sürükleyen
duyunca aşık olduğum
yeni tanıştıp hemen o an vurulduğum
şarkılara aşık oluyorum...

dimağımda edindikleri yerler inanılmaz...

ayrıca bana aşık olacağım şarkılarla tanıştıran insanlara bayılıyorum.
bana yeni bir şarkı öğretemeyen insan b*k yesin lütfen
aşık olacağım şarkıyla tanıştıramayanlara sesleniyorum;
"la sen ne ezik bişeysin öyle !
iticilikte sınır tanımıyorsun dostum !!!"

daha taze aşık olduğum bir şarkının ezgisiyle salınırken delice
saygılarımı sunuyorum dünyayı değiştiren her şarkıya kendimce

15 Ekim 2013 Salı

geceler yar yarrrr !


gece....
yalnız...
en uzun yalnızlık gecelerde sanırım
ve üstelik kış gecesi olması da elzem değil
yeterince uzun...

dönersin hani yatakta
yorganın ucu minicik açılır da sırt tarafından
elin uzanmaz kapatamazsın...
işte o gece zulüm
o uyku işkence olur

veyahut hani yatakta dönersin de
-sen de amma dönermişin be bilader
utanmasan ekmeğime katık olacaksın
iki dilim domatese bir ayrana bakacaksın-
yanındakinin nefesi yüzüne çarpmaz
sinir olup yanındakinden uzaklaşamamaya sinir olursun.

sahi bir de şu durum var
hani gecenin cin fikirleri etrafta kol gezer de
kapı tıkırtısı,
ahşap gıcırtısı,
pencere fısıltısı
korkutur seni alay eder gibi
elinden gelen tek şeyi yaparsın sende
yorganın altına yavaşşşça süzülürsün.

misal şöyle düşün güzel kardeşim
gecenin körü, karnın guruldar
sinsice mutfağa süzülürsün
geceyken ve elbet yalnız başına,
alice'in tavşan deliğini kıskandıracak
bir dünyanın kapıları açılır gibi
o ışık dolu evrene dalarsın hunharca;
dostun bozdolabına...
ve bir anda yakalanır da
korkarsın hani,
yediğin lokma boğazında iki saniye kalır hatta
eğer şanslıysan seni yakalayan kişi de dahil olur suça
yoksa paparaya hazır ol şimdi...
işte bunu yaşayamadığında
tık diyene kadar yeyip
üstüne pişman bile olunca
uzun zaman kavramını öğrenirsin
geceler boyunca...


o zaman gelsin;


14 Ekim 2013 Pazartesi

neyyy !!!!

"alt üstü bi onbeş- yirmi kilo fazlam var,
çok büyük bi olay değil"
diyen biriyle konuşuyorum

ve o saniyeden sonra iptalim....



her zaman "bi onbeş-yirmi kilo fazlam var"
daaaaaaa
bi ben raad olamadım lan şöyle

hay bin kunduz !!!!

10 Ekim 2013 Perşembe

şimdi çocuk olmak


çocukluk aptallıktır ,
aptallık ise mutluluk...
saf/safi, katıksız bir mutluluk...

aynı zamanda acı, hüzün, dargınlık...
şimdi kafaya takmayacağınız nice ayrıntılara üzülüp ağladınız,
en ufak şeylerden korktunuz,
şimdi bin beş yüz çare bulacağınız dertlere o zamanlar dermansız hastalık gibi baktınız,
ümidiniz yıkıldı,
çabuk darıldınız,
canınız çabuk yandı...

ama güzel olan,
bu ruh hallerinden çabuk kurtuldunuz,
hemen unuttunuz,
yine mutlu oldunuz...

çocukluğuna dönmeyi isteyen biri olmadım hiç,
ama bu duygulara dönebilmeyi istiyorum şimdi...

o zaman gelsin;
bu sefer bi reklam


9 Ekim 2013 Çarşamba

bana verilen yetkiye dayanarak;


ağız dolusu susmak...
avaz avaz içine kusmak...
boşluğa haykırmak...
evet cicim yapılabilir...

beynimden geçen düşüncelerin hızına bazen yetişemiyorum bile,
gözümün önünden geçen senaryoya, görüntüye, anıya...
dilimin ucuna gelen lafa, söze, kinayeye...

ama bugün....
gururumun kibre dönüştüğü saliseler boyunca
beynim hazır ola durup resmi açıklama yapacakken,
ruhum önüne geçip frenledi düşüncelerimi,
ve hatta dedi ki;
gurur(un)un bana verdiği yetkiye dayanarak
sizi engelliyorum,
şimdi sıçabilirsiniz....

o zaman gelsin;


10 Eylül 2013 Salı

BEDEL ...


hayatta her şeyin bir bedeli var....
haksızlığa tahammül edemeyişimden mi,
ak-kara ayrılsın, herkes hakettiği karşılığı görsün, herkes eşit değil ki aynı sonuçları görsün düşüncemle mi bilmem ama
ben buna çoook inanıyorum.
Hayat felsefelerimden biri hatta...

HAYATTA HER ŞEYİN BİR BEDELİ VAR !!!!
ve olmalı .............................................


Bu uğurda bazen elinde kırık bir kalemle hakim,
Sorgusuz sualsiz bir memur,
Elinde sopa bir öğretmen 
Bazen de işte darağacında çırpınan olabiliyorum.

Acımam yok pek, istemiyorum da...

Duygularımda çeker kimisi acısını,
Kimisi düşüncelerimde,
Kimisi sözlerimde,
Kimi tavırlarımla....


Bugün ağır bir bedel ödüyorum, yaptığım her şey ve dahası yapmadıklarım için...
Tüm ağır toplarla saldırıp içimi viraneye döndüyorum,
Derbeder, bir başına attım ruhumu sokaklara, bir süre şehir surlarından içeri almıyorum...

Toy çocuk değil, alışkın cezalarıma,
Ancak yine de dilinde biraz edepsiz! biraz saygısız!! biraz isyankar!!! bir şarkı dolanıyor öylece;



yeni deneyimler #2


*Sizler tehlikenin farkında değilsiniz ama sanırım küçük bir kıyamet alameti bu;
"bir şey yapacağım diyorum ve yapıyorum"
Beni bilenler bilir; bir şeylere karar vermekte, hazırlık yapmada, araştırma ve geliştirmede, iz sürmede feciii iyi, başlamada aceleci iken asla sonu gelmez, asla bitmez, asla başarılamaz. Ancak şu ara ufak ufak hedeflerimi yapmaya başladım insan bir tuhaf oluyormuş :)

*Aşklarım (değer sırasına göre; Grey'S Anatomy, The Mentalist başta olmak üzere my mad fat diary olsun,  seed, sherlock olsun efenime söyliyim teenwolf, the vampire diaries olsun) sezon finali yapmışken boşluktan başlayıp başlayıp bıraktıklarım, bir gece ansızın bana gelen diziler karmaşasında tanıştım bu diziyle.

Dizi ve filmlere ağırlık vereceğim için yorumunu sonraya saklıyorum.

*Ama beni tanıştırdığı Allah vergisi güzelliğe ba-yıL-DIMMMM !
Ah yavru sen ne esaslı bi bebesin laa !!!
Alexander Koch, son zamanlarda görüp beğendiğim ve benden küçük olmayan çocuk kategorisinde benden ödülünü çoktan aldı. Tarafımdan defalarca sözlü tacize uğrayıp oyunculuğuyla takdirimi topladı sayın seyirciler :) Ayrıca yemin olsun tipinden dolayı vermediğim payesi olan; Dizinin en başarılı oyuncusu, mimikleri olsun, tepkiler olsun 10 numero 5yıldız kazanan isim.
Hakketen dizinin en göz dolduran performası onun, üstelik daha onu o kaslı haliyle üstsüz bile görmedik yaaee :) :D





*Geçen hafta gecenin bir körü canım naasssıl patlamış mısır çekerken çekmece diplerinde bir avucun 1/3 şeklinde karşılaştığım mısırı can hıraş patlatınca ömrümce patlattığım en az mısır miktarı kulvarında bir tebriği hak ediyor.


*Sallama çayın tadını sevmiyor musunuz?
Peki bir sallama çayla bir fincanı ekonomik bulmuyor musunuz?
İşte size çözümü; Lipton'dan. Bir misafir aracılığla tanıştığım bu çayı siftahında diğerlerinden ayırt edemedim. Ancak sonra sonra yalnızlığın verdiği yetkiye dayanarak çay demlemek yerine bundan bir tane demliğe attım, bir buçuk fincan kaynar suyu döktüm iki dakka demlensin die durdum ve bardağa dökünce ne göreyim katran gibi. Ben onu azcık daha azcık daha die die çoğaltınca bir baktım ki bir sallama çay ile orta boy bir çaydanlığın ümzüğünü yarılayıncaya çayım olmuş. ( çüşşş !!!)
Kaynar suyu üstüne döküp bekletirken alttan da benvari usulünce ısı vermeye devaö ediorum yoksa demlenmiyor. Resmen kurtarıcım oldu. Ve yeterince bekleyip de demini alırsa sallama çay tadı olmuyor. Valla bence bir deneyin. İki fincan rahat çıkıyor.




*Çoğu makyaj/makyaj dışı blog ve videolarda görülen kırılan pudra/allık/far sıkıştırma yöntemini bende denedim sırf aldığımın haftasında kırılan ve iki senedir iş bu sebeple çoook az kullandığım flormar füme farım için. 
not; kolonyayı abartmışım hacıı, nassı kokuyor anlatamam :)



*Net/pc/teknoloji konularında bile isteye biraz geri, biraz cahilim. Herkesin zilyon yıl önce bildiği bir şeyi ben yeni keşfediyor olabilirim yani :(
Geçen gün Hakan Hepcan vine'larına rastladım hala bininci kez açıp açıp gülerken onlara, Kuma olmadan önceki haliyle grupları Rol ile tanıştım. Ve bu şarkıya da bayıldım.
O zaman gelsin;
bilinmez/çıkılmaz yol olup, cesurca girilen deneyimlere...


29 Ağustos 2013 Perşembe

yeni deneyimler

yapmam dediğiniz, yapmayacağınızı düşündüğünüz, üzerine düşünmenize gerek yok genelde uzak durduğunuz şeylere an gelir bile isteye dahil olabilirsiniz... ben misal son zamanlar;

*Sade çikolatayı çok sevmem normalde. Tatlı krizine girmem veya çok canımın çekmesi lazım. Kıtırtılı pıtırtılı şeyleri daha çok sevdiğimden, nutellayı bile assssllla ekmeksiz ağzıma koyamadığımdan gofretle, kekle falan iyi gidiyor çikolata. Hele ki sade çikolata sosla ağırlaştırılmışsa hiç yemem. Ancak geçen gün tatlı kriziyle aldığım bu şerbetli tatlıya bayıldım.
not; şeker krizine girdiğinizde yiyin. 2kareden fazla yemeyin zira başta dönme, şeker koması gibi yan etkileri var.




*Zeytinyağlı ürünlerin kokusuna bayılmam. Annem seviyor diye d'olive el kremini bir süre severek kullanmış ve bir anda kokusu ağır gelmesiyle nefret etmiş, yanıma yaklaştırmamıştım daha. Geçen gün bu ürünü görünce fiyatı da uygun diye aldım. Zira bir vücut sütü, losyonuna ihtiyacım vardı. Zeytin yağlı ama kokusunu bunca sevdiğim başka zeytinyağlı bir krem yoktu sanırım. Süper de etkili, yumuşacık, çabuk emiliyor, iyi nemlendiriyor. Daha nolsun???



*Leblebiyi tuzludan başka bir ürünle düşünemeyen ben, bırakın çikolatalısını tuzsuz bile tiksinen ben bu çikolatalı leblebiden günde 2-3 ağzıma ata ata Çorum seferimden getirdiğim ev hakkını bitirdim :)



*Çocukken uzun tırnaklı, böyle ojeli tırnıklar cadı eli/tırnağı gibi gelirken yaş ilerlemesiyle bu durum kötü kadın imajına dönerken bayaaa bir geçtiğimiz günlerde "aaa nasıl olur acep diye denemede bulunuyordum kendimce :)
not; uzun tırnağa aşık olduğumu söylemiştim bilenler hatırlar; bu bahsettiğim cadı eli tırnağı şöyle ki çoğunluk takma tırnak için veya kendinden katır tırnağı gibi büyük, abartı tırnaklara koyu renk oje sürmek, cırt renkler sürmek, tırnak boyunu abartmak gibi meseleler


*Eskiden sinir olduğum, hoşlanmadığım insana kaşlarımı çatar, soğuk davranır, konuşmazken; şimdi beni ard arda bozsa bile -yüzsüzlük seviyesine varmadan- bir şey olmamış gibi sohbet ortamından kopmamaya çalışıyorum. Bu benim için de süpriz olan ve şaşırdığım bir deneyim aslında.

*Sosyalliği yaşatmak adına kişiliğime çok uymayan insanlara sevdiğim biri hatrına katlanırken şimdilerde yalnız da takılıp, plan yapabiliyorum. Eskiden sahip olduğum takılmak için "can ciğer kuzu sarması olunmalı" tabumu çocukça bulup aştığım için kendimle gurur duyuyorum :)

*Sebepsiz nefret ettiğim insanlar vardır. Belki tavrından, konuşmasından, tipinden, kişilinden. Öyle kişilerin yaptığı ettiği bi,r işi gördüğün anda sinir olup da sonradan ağzına takılması olayı beni şaşkına uğratıyor. İlk kez Ömür Gedik adını duyuyorum ve ondan köşe bucak kaçmak yerine bile isteye ona dahil oluyorum.
O zaman gelsin;




27 Ağustos 2013 Salı

arabesk edebiyatına devam...


eskiden hata yapmış ola*bilirim
eskiden hata yaptığımı düşünmüş ola*bilirim
eskiden hata yapmaktan korkmamış ola*bilirim
eskiden hatalarımla yüzleşmekten kaçmış ola*bilirim...

neyyys'sse....
şimdi hata yapmak istemiyorum
şimdi hata yapmaktan korkuyorum
şimdi hata yapmamaya her zamankinden çok dikkat ediyorum

bu uğurda biliyorum ki;
bencilim
düşüncesizim
ilgisiz ve kalpsizim
görgüsüz, yüzsüz ve hatta kişiliksizim
tek bir şey istiyorum;
emin olmak...

o zaman gelsin keyiflice dinleyek;
en çok da bana hitap ederek...

what's up?



uzun zaman bişeyler karalamayıp da bloga dönmek her zaman tökezlememe sebep oluyor...
yazı stilim, yazdığım konular, olaylara bakış açım falan değişmiş oluyor farkederseniz her yaz sonrası...
ve onca aradan sonra yazamıyorum... kitleniyorum...
eee bu sorunsalı zaten bahane olarak kalkan gibi önümde tutmadığım tek anımı hatırlamıyorsanız;
ben yine ben'liğimi yaşatıyorum demektir...

selaaam, naber millet? diye giriş yapayım gerisi gelir dedim...
WHAT'S UP GUYS???

bir de minnacı bir arabesk ekledim.
bilirsiniz beni; arabesk atar damarım benim :) 

ara verdim sana...
unuttum, nefesinin yüzümle çarpışmasını...
mükemmel bakışını, içten gülüşünü...

hazır ara vermişken sana;
çarçabuk unuttum sesinin çınlayışını;
cümle aleme raks edercesine yaşayışını
elimde olan tek mucizeyi kaybetmenin acısını...

14 Temmuz 2013 Pazar

Klip'lerden bir- iki


Şu ara kliplere taktım,
Ve kategorize ediyorum;
Şöyle ki;

En psikopat klip;
Hayır yani insan kendine bu zulmü niye yapar?
Hadi yüzleştirdin, foyanızı ortaya çıkardım dedin de sonraki hamlen bu olmamalı,
Kızı adamın içine sokuyor resmen...

Ayrıca o bakış, o duruş nedir ego manyağı adam?
İnsan kızar, bağırır... Hala bi artislik peşinde, hala kameralara oynuyor...

Kızın korku emareleri çok başarılı, karşısında öyle bir manyak varken normal gerçi.
Arkadaşın yaptığı yanlışı tartışmak istemiyoree ben, ama bir kere o yola girdikten sonra kızı çekip kurtarması lazım, öyle pıs pıs duruyo saf !
                                                                                    Neyyyse :)


En mantıksız klip;
Türk müzik piyasasında çok var da, şu ara benim listemdeki bu.
Hayır ben herhangi bir ilişki sorunu görmüyorum, şakalaşılan, romantik romantik mutfakta dans bile edilen, romantik yemeklerin yendiği bir ilişki. Hayır yani kız biraz şımarıyo falan ama bir kız sevince, sevilince yapar bunu.
Şarkının sözlerine göre kızın sevmemesi lazım, kalbinin boş olması lazım ancak kız daha çok seviyor bildiğin.
O son sahne ne peki? Anlayan var mı? Kızın önüne kupa kızı atıyor, kız atarlanıyo, adam pis pis gülüyo, kız basıyo gidiyo ! Neyyyyy? saçma !!!
                                                                                    Neyyyse :)

En klişe klip;
Orjinallikten bunca uzak, herkesin ezbere bildiği, ki dünyada emsalleri var olan kurguyla yapılan klip.
Ki güzel bile değil yani bu hikaye.
Üzerine bile konuşmayacağım yani,
Borrriiiing !



En karizma klip;
Her ne kadar klipteki adamla oyunculuğu, verilmek istenen hava tutmasa da
Tripleri, somurtması (ki adam haketse de onca saat telefonda konuştuğu için) azcuk fazla olsa da Gülben Ergen'in oyunculuğunu beğenirim...
Kim ne derse desin sesini beğenirim,
Üzerine çok düşünülmüş ve güzel şarkılar yapıyor, şarkılarını beğenirim,
Duruşunu,gülüşünü,
Karizmasını severim...
Bakışını, konuşmasını,
Üzerinden usulca asalet akışını severim.
Bence karizma kadın, klipte de karizmasını sürdürüyor... Helal olsun :)


Kibar Gelin :)



Geçtiğimiz 3 günde iki kısmet çıktı bana :)
Amma anneler, teyze, halalar cephesinden.

Övüldüğüm belli başlı konular vardır.
Biri de eli çabuk, becerikli, işten kaçmama hususunda.

Ben 4kız 1erkek kardeşin 3 numarasıyım.
Benden büyük 2 ablam var, mütthiiş becerikli ve beş dakika boş oturmayan bir de annem.
Anne ayaktayken boş oturulmaz !!!
Anne iş yaparken sen yayamasın !!!
Bu felsefe kanımıza nasıl zerk etmişse biz buna sıkı sıkıya bağlandık (en azından benim jenerasyona kadar)
Aynı şekilde özellikle benden bi büyük ablamın bana dayattığı ben iş yaparken sen de oturamazsın mantığı beynime işlendi.

Yani zaten biri iş yaparken (ev işlerinin tamamından bahsediyoruz) başkası boş oturması çok yanlış da,
ben bu durumdan nefret + öfke + kin + sinir krizi hissediyorum.
Kendime yapılmasını istemediğim şeyleri de başkasına yapmam bilirsiniz :)
Bunların hepsini toplarsak başkasına yardım ederim, boş oturmam.

Geçen günlerde iş yerinden bir ablanın evinde yemeğe gittik;
Ofiste çalışan kızlardan biri annesine beni anlatıyor;
"herkese yardım etmeye çalışıyor, boş oturmaya gelmiyo, var yaaa çok iyilik sever...."
Güyaa arkamdan sessizce konuşuyor ama benim ne kadar ii duyabildiğimden habersiz :)

Bir de söylemesi ayıp mizacım güleçtir.
İşte kadıncağız da beni pek bir sevmiş -öyle dedi ben onun yalancısıyım :)
"Ele gitmesin biz alalım bu kızı" dedi ve ciddi ciddi kızıyla kime alsak diye tahlil etmeye başladılar.
Sonunda buldular birini :)
Bende şakaya vurdum tabi, kezban kezban ciddiye alıp "yok ben istemem" e de bağlayamam, azmış gibi "kimmiş, neciymiş?" de diyemem.
Bana münasib görülen kısmet de mali müşavir, sarışın, hali vakti yerinde :) onu biliyorum o kadar

Aynı gün, evine gittiğimiz ablanın karşı dairesinde oturan kaynanasına uğradık beş dakka, bize hacıdan gelen kına verdi zorla sağolsun. Mutfağındaki bulaşığı gözüme battı iki dakkada yıkadım.
Ertesi gün gelinine beni övmüş, "eli becerikli, güler yüzlü" diye. "Biz alalım bu kızı" diye beni birine uygun görmüş;
O da kamuda yer edinmeye çalışan eli yüzü düzgün biriymiş :)

Öyle yani, adaylara bakıcaz artık :D

Ancak şöyle de bir mevzuu var ki,
Beni anneler beğenir dee oğlanlar almaz....

O zaman benden gelsin;


9 Temmuz 2013 Salı

ANILAR #damakta



Geçen gün gördüm bu reklamı; sevmedim de üstelik. İlgimi çekmedi yani.
Ancak sonunda etkileyici Kenan Işık sesiyle kulaklarımızı dolduran cümle dikkatimi çekti;

"Bazen hatıralar akılda değil, damakta kalır..."

Aynen yaaa, cidden öyle olmaz mı?
Bazen bir yemek yersiniz sizi alıp başka zamanlara, başka mekanlara taşır,
Bazen bir tat sizi sizden alır (Ratatuy'daki gıcık gurmeye olanlar gibi)

Anılar yerlerinde duramayan, sürekli kaçmaya çalışan afacanlar gibi;
Bahene yaratıp kendilerini ortaya atıveriyorlar,
Öylecene birden vuruyorla sizi...

Misal annemin bir akrabası var yaşlı teyze hala karpuz yiyemez ağlamadan.
Kocası çok severmiş bu kadını,
Hani sevgi ufak şeylerle de gayet anlaşılır ya,
O hesap işte adam her karpuz kesişinde (hani karpuz da mangal gibi erkek işidir, o keser)
Ortasındaki (hani şu en lezzetli, en güzel) yerini kesip hemen karısına uzatırmış.
Çocukları olmuş, misafir gelmiş farketmez, kendi bile yemez, ortayı karısına uzatırmış.
Amca vefat edince işte,
Teyze karpuz başına geçince,
İşte onu hatırlar,
Ağlarmış....

Ya da benim damağımdaki elma şekeri gibi (tüm kardeşler olarak bizim hatta)
Dedemler Almanya'dan getirirdi, ekşi böyle.
UUUFFFF, olsa da yesek canımı çektirdim zorla :)
Türkiye'de falan yedik ama o tat değil,
Sonra onlar da getirdi Almanya'dan ama o markadan değildi...
İşte o çocukluğumun tadıdır...

Misal dut sevmem. Ama çocukluğumun tadı ona da sinmiştir...
Misal açken yediğim bir yemeği hala ararım,
belki o kadar güzel bile değilmiştir de
bana öyle gelmiştir,
onu güzel yapan anılarmıştır,
olsun...

bu da benden gelsin;
"tadın kaldı"


Virüs filmlerinin ruhuma saldığı virüsler...


Dünya Savaşı Z'yi izlerken yine tüm salgın filmlerinde hissettiğim şeyi hissettim,
Düşündüğüm şeyi düşündüm;
O kahramanlar yerinde ben olsam aklımdan geçer,

Ya bende onlara katılıyım artık,
Yakalanayım, ısırılayım...
Kaçmak, korkmak, savaşmak zorunda kalmıyım..
Onlar rahat;
Çoğunluktan yanalar, direnmek zorunda değiller...
Sürekli kaçmak, zayıf olan taraf olmak zorunda değiller...

Kaçmaya çalışanlar ise;
Üzülenler, yorulanlar, yara alanlar...
Hatta ölüyorlar bile...

Korkaklık mı bu; belki...
Benim zayıf karakterli olduğumu mu gösterir; belki...
Sonucun güzel olacağını bilmiyor muyum; biliyorum...
Değmez mi peki? belki.....

world war Z ... and of course BRAD PITT !!!


Geçen hafta pazar günü öğlene kadar yattıktan sonra kendimi dışarı attım ve çok da bayılmadığım Dünyalar Savaşı'na gitti.
Bazen böyle olur, bilmem neden ama bazı filmler beni çekmez, haklarında merak etmem. Bu filmde Brad Pitt var, konusu güzel falan ama tık yok, istemiyorum. Ama vizyonda izleyeceğim başka film olmadığından mecbur gittim, iyi de ettim .

Farkettim ki Brad Pitt filmlerinden hiçbirini bugüne kadar vizyonda izlememişim.... (yazı bittikten sonra aklıma geldi; Soysuzlar Çetesi hariç; orda da Brad'ciği hiç beğenmemiştim ondan silindi herhalde bilgi.)
Anam adam hala ne güzel, ne özel...
Ne profesyonel, ne yetenekli, ne karizma ama...


Tamam bu ilk gençlik zamanları da hiç güzel değilmiş, bildiğin sarışın'mış :)
Ama adam durdukça güzelleşmiş, onu sevmemek, beğenmemek imkansızlaşsın diye dizayn edilmiş...


Zirvelerinden biri Fight Club,


Diğeri de Troy...
Bence yani :)


Eee yaşlılığın emareleri belli olmuş artık baya baya, niyeyse yakıştırmadığım uzun saçları yaşlılığını vurgulamış, ya da o modelde belli olmuş bilmiyorum.  Onca çocuk, karı dırdırı, (Brad için Angelina'yı da böyle gömerim işte :D ) çalış çalış çalış, stress e bir yere kadar . Adam da elli oldu boru mu? Annemle yaşıt :( -- babamdan bi yaş büyük :)

Filme gelirsek hiç sevmediğim bir tür; salgın, virüs...

Bu tür izlediğim ilk film 28gün sonra (ki nefret ettim)
Diğeri de Yeryüzündeki Son Aşk (tipik salgın filmlerinden farklı, imgesele ve simgesel ögelerle dolu, iç mesajı, alt mesajı çok olan filmdi, sürrealist biçimde derdini anlatan senaristini de tebrik ederek bayıldım...)
Bu kadar...
Şimdi buna bile isteye kendim gittim bi de.

Kısaca;
Eski bir araştırma ajanı işten ayrıldıktan sonra tüm işini iyi yapanlar gibi çok özel bir göreve çağrılır; kabul etmemesi imkansızdır çünkü tüm dünyada bir virüs yayılıyordur; insanlar hızla zombiye dönüşüyordur.
Olay bud. Ama önemli olan kurgudan ve kabataslaktan çok (ona bakarsak dünyada yapılacak film kalmaz) senaryo, görüntü, efekt, o-yun-cu-luk !!!

Brad Pitt döktürdü tabi yine, adam king !



Filmden ayrıntılar ve notlar;

*Brad Pitt'in saçı niye öyleydi yaaa; vaksla mı yapıştırmış, japon yapıştırıcı mı sürmüş birader, uçak düşüyo adamın saçı yine aynı yine aynı, tek tel yer değiştirmiyor :)


*Brad Pitt'i ilaç odasına hapseden zombi müthişti; en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü alsın bence. Diş olayı yeter zaten, ne kadar başarılıydı; sinir oluyosun, gülüyosun bir yandan, bir yandan defol köpek diyosun içinden, bir taraftan da deli gibi tırsıyosun. Filmin en yoğun duygu uyandıran sahnesiydi. (En duygu uyandıran sahne illa ki ölüm, ayrılık, veda, aşk sahneleri olmak zorunda değil. Şekil A1'de görüldüğü üzre)

*O delibaş ergen kızı Allah kimsenin başına vermesin. Her tribini geçtim de arabanın aynasını kırdıklarında "Hiçbir şey yapmayacak mısın baba? Bir şey yapman gerekmiyor mu? tarzı lafını, ifadesini yırtmak istedim. Dingil karı, normalde doğrusu nedir, boşver baba, kavga etme baba, olay çıkmasın baba. Bu tarz olaylarla başlayıp vahşete dönüşen ne trafik kavgaları var sen biliyo musun zilli???

*Onuncu adam kuralını çok sevdim İsrail'li liderin. Dokuz kez uyarı gelmesine rağmen "olmaz-imkansız" dediğimiz şeyler başımıza gelirse, onuncu adam ne kadar saçma da olsa gelen uyarıları ciddiye alır ve tedbir alır; bu zombi saldırısı fikri bile olsa....

*Onu bunu bırak da her kadın böyle bir adam ister.... Güçlü, kontrolcü, lider ruhlu, becerikli, korkusuz, centilmen, romantik, fedakar, vefakar...
Misal kimse yapamazken zor durumdan kurtulan erkek, ailesini de kaçıran erkek.... onunla olmak istemez misiniz? Filmin daha ilk sahnelerinde kaç kişi telef olurken, çoğu adam ailesini kurban verip, beceriksizce bi b*k yapamazken gönül Brad'in yanından gitmedi ki?
Hem kim istemez ki binanın tepesinde durup hasta olma ihtimaline karşı ailesini güvenceye alan adamı; cahil, düşüncesiz, korkak, burnu dik, dediğim dedik olan binadaki göçmen adamın aksine...


İşte böyle adama plan yapma, yönetme yetkisini bırakıp, tamamen güvenip  gözü kapalı dersin ki "götür beni gittiğin yere..."



İzleyin bence bu tarz filmler seviyorsanız. Bu türde başarılı bir film, pek mantıksal açığı kalmamış, oyunculuk, kurgu güzel, üzerine bir de bu adam Brad Pitt !!!
Daha ne olsun :)

8 Temmuz 2013 Pazartesi

hastayım hasta, canım ister pasta; (mümkünse çikolatalı)


insan bu tarihte hasta olur mu yaaa?
boğazı böyle şişer,
yutkunmaya bile zorlanır mı?

halsizlikten kolunu kaldıramaz,
bütün kemikleri dayak yemiş gibi ağrır mı?

hasta hissetmekten böylesi nefret ederken,
bir nane limon kaynatack kimsesi yokken,
insan hasta olur mu???

7 Temmuz 2013 Pazar

anılar kirlenirse...


güzel şeyleri mahvetmek insanın doğasında var...
tüketmek, yiyip  bitirmek,
yıkmak, dökmek, bozmak....
 tamir etmeye çalıştıkça kırmak...

bunlar arasında en acısı anıları kirletmek,
nasıl olsa yaşandı bitti,
artık hiçbir kirli el değemez derken,
rafların en arkasında, en derinine saklamışken,
bulunması, çıkarılması, 
karaya çalınması...

ahh ne acı, ne gam, ne keder...
güzelliğin bir anda sise boğulması,
gözden ıraklaştırılması,
gönülden silme çabaları...

"her şeyi sise boğuyosun çocuk
da ben tozu dumanı sevemem,
kişisel değil bünye meselesi
alerjim  var tatlım...."