Reklamlara özel ilgim var. İzlediğim dizi/ film reklama girince hemen kanal değiştirmem. Sevdiğim bir reklamı birkaç kez izlerim ve hoşuma gider...
Kaliteli reklamları, alt yapısı güzel oturmuş reklamları severim.
Saçma sapan belli klişelere oturmuş reklamlar asabımı bozar...
Misal calgon reklamları...
Kahve, çim, yağ lekesi geçiren deterjan reklamları...
Kendini tekrar eden reklamlar...
Abartı, absürd reklamlar falan...
Dikkatimi çeken bazı şeyler oluyor...
Misal o bebeği kucağında annelerin gözüme sokulan dev gibi alyansları... Biliyorum bu kural konmuş. Evlilik sonucu doğdu o çocuk anladık da nal gibi yüzük sinir bozcu her seferinde. Ne biliyim ben düğün fotosu da girsin kadraja falan... Yaratıcı olun azcık... gibi..
Ya da bazı reklamları çok pis sabote edesim geliyor... Sonuna bir cümle ekleyerek ya da sonunda şu hareket olsa bu reklamı mors eder lan diyorum ...
Bugün şarkılarla tüm olarak değil de cümle cümle baktım. Ve bazı tümcelere takıldım kaldım...
Sol tarafta yine baloncuklar çıkaran bir kaç cümle oldu...
Aklıma sürüyle açıklama geldi o an ama şimdi hepsi gittiği için sadece güzel birkaç cümle paylaşayım dedim...
*Yeterince değer görmeyen, bunu farketmiş ve hatta kabullenmiş bir kadın... Alışabilirmiş bu kadar sevmeseydi belki, ama hala çok koyuyor bu durum... Yazık bana diyor bir yandan, bir yandan talihe sövmelerde...
*Ayrılmış bir çift ve adam bitmiş...Yıkık, dökük demek onun için yetersiz... Kaybolmuş... Göksüz, yersiz, tatsız, tutsuz, keyifsiz, neşesiz, mutsuz, düşsüz, amaçsız ve artık bir yaşamsız kalmış... Belki diyor, belki aynı şeyleri başka kadınlarla yaşayabilirim, O mükemmel değildi, ondan daha güzel, daha iyi, daha 'fazla' kadınlar var. Hadi diyor, şansımı denemeye başlayayım... "Adı yok, sırtı olan kadınlar" gördükçe farkediyor... "Bazen ne yaparsan yap, olmuyor bazen..." Kimse o olmuyor, kimseyle onun gibi olmuyor..
"Bazen bir vücudu sarıyorum, banıp parmağımı tadına bakıp gözümü sevmeye karartıp yapamıyorum..."(Teoman- En Güzel Hikayem)
*Hareketler sınırlı artık, kalpler azıcık aralık... Kimse ne düşünüyor söylemiyor, herkeste bir tedirginlik... Bakışlar kaçırılıyor, cümleler yutuluyor, kimse kimseye adım atmıyor. Zırhlar özel üretim, savunma teknikleri son sürat... Ancak bilmelisin ki;
"Sansüre ne gerek bir sen bir benken..." (Tarkan- Usta-Çırak)
*"Çağırıyorsun günaha, sen şeytan mısın? Tenin sıcak, tenin kıvrak, ruhun sarışın..." (Teoman- Ruhun Sarışın) Bunu kurmaya başladım ama pornografiye kaçmaya başladı biraz :) Teo ses tonuyla yine her duyguyu sonuna kadar hissettiriyor, klip süper, Tuğba Ekinci "cuk olmuş". Daha fazla söze gerek yok...
Ben kendim için bile böyle korkmamışken hiçbir zaman, senin için korkuyorum tam da şu an...
Korkularım gerçek olabilir çünkü, bir eşiktesin...
Yapabileceğim bir şey var mı diye bakıyorum, yok !!!
Bu durumu ben mi seçtim diye soruyorum, yok !!!
Ama en çok korkan benim...
Sen rahatsın, rahat gibi davranıyorsun, ama bilmiyorsun ki ben süper bir oyuncuyum... "Bana her yer Paris" modlarında takılıyorum... Gözümün içine içine bakıyorsun ve beynimi okumaya çalışıyorsun. Oscar' lık performansımı yine her zamanki gibi yutuyorsun. Allah'tan solumda çıkan baloncuğu ve içinde dönen senaryoları kimse göremiyor...
Korkuyor, susuyor ve üzülüyorum. Lanetler okuyorum ki bilirsin lanet okumam, okutmam. Alışkanlıklarımı ne geç terkederim onu da bilirsin... Düşün artık düştüğüm yeri, ne hallerdeyim bir düşün...
"Benim suçum yok aga, bana ne? Bu onun seçimi" de diyemiyorum.... Ben öyle olaydan hemen sıyrılamayanlardanım. Dava benim değilse bile sırf ortada bir dava var diye kendimi yırtanlardanım...
Korkuyorum işte. Korkularım büyüyor büyüyor, yutuyorum, içimde patlıyor. Gözyaşlarım henüz kilitli içimde bir yerlerde. Günü gelirse -umarım hiç gelmez- seller basacak bana, feryat-figan dağlayacak içimi...
Görmemek seni çok zor bu döneminde. Sen şanslı çocuksun ya hadi kır şeytanın bacağını, utandır beni. Korkularıma beraber gülelim ve ne ağır saçmalamışım diye alay edelim...
Ben korkarken senin koyun gibi durman saçma zaten... Suç senin, seçim senin, talih senin, hayat senin... Beni korkumdan ayır, seni benden ayırma...
1 Haziran'da finallerim bitti.. Hüshüs Ankara'ya geldi. 4'ünde mezuniyet foto çekimi vardı, 5'inde iş görüşmesine gittim derken 5haziran gece Hüshüs'le Antalya'ya giden otobüse zor attım kendimi...
İlk kez evi ben kapatmadım, Burcc'a kaldı. Normalde ben daha geç giderim veya aynı anda gideriz Burcc'la. Ama bu sene hatunun sınavları geç bittiği için sevdiceğimle ben yollara düştüm. Geldim, deniz gittim iki sefer, sıcağa alışmaya çalıştım falan derken 10'unda Antalya'nın Korkuteli diye bir ilçesi var zırtapoz, köyden hallice bir yer. Mecbur olarak buraya geldim . Dün boğazımdaki deli sancıyla uyandım, bugün de hastaneye gittim ve bademciklerimin feci iltihap kaptığını ve apse olduğunu öğrendim. Zilyon tane ilç vs. aldım. Öyle ki iki gündür konuşamıyor, nefes alamaıyor, katti surette yutkunamıyorum... İnşallah ilaçlar işe yarar...
Sanki okul biteli aylar oldu gibi geliyor ancak bugün Antalya'ya geleli bir hafta oldu. "Bütün yaz böyle mi geçecek lan !" korkusu içimi deşmekte...
İnternetim yok ve hayat gayet devam ediyormuş :) Zaten çok büyük bağımlısı değilim... Ben laptopun ulvi amacının film ve dizi izlemek olarak kodlamış bir insan olarak, internetle yeni yeni kaynaşmıştık zatii...
Bu arada yiğen denilen şey candır !!! Geçtiğimiz günlerde birinci yaşını dolduran yeğenim öyle şeker ki 6yaşındaki abisini çoktan gölgede bıraktı. Denilenlere göre bana benziyor ufaklık. Ama şimdiki halime değil (Allah'tan) onun yaşındaki halime benziyor. Onu pek övesim yok şimdi, kimsenin de pek umrunda olduğunu zannetmiyorum ayrıca ilk yeğende iğrenç mıç mıç davrandım, herkese fotolarını gösterip "ayyy, ne şeker dimi yaaaa" falan davrandığım için bu sefer sadece susuyorum...
Annemi ne özlemişim meğer... Sadece diyebiliyorum ki "Allah başımızdan eksik etmesin..."
Kendi evimi, kendime ait odamı özlemedim desem yalan olur... Ancak Antalya'nın güzellikleri de şahane... Aile, deniz başta olmak üzere takıldığım bazı özellikler var ki gülüyorum.. Misal:
*Mutfak suyunu açınca banyoda su kesilmemesi :)
*Uydulu tv
*Bulaşık makinesinin varlığı
*Her sebze ve meyvenin mükemmel olmasının yanısıra çok ucuz olması ilk başta aklıma gelenler...
Bu arada farkettim ki genel olarak Antalya insanı zayıfmış arkadaş !!! Yani ortalama bir kiloya sahip sokaktaki 10 kişiden 8'i... Valla "şişman takıntısına ha girdim ha gireceği..." :(
Neyyyse yaaa öyle işte.... Yapabilenlere iii tatiller, sıcaklarla başa çıkmada kolaylıklar herkese...
Sınavlara var ya iyi çalıştım ha bu bünyeyle. Son iki finalim var, ancak kimin umrunda.... "Yaşamak çok boş, hayat niye var? Niye yaşıyoruz?" vs sorularına hızla yaklaşıyorum farkındayım. Tehlikenin farkındayım, ancak bir şey yapasım gelmiyor, yapamıyorum.
1 aydır yatağımla düzeysiz bir ilişki yaşıyoruz....
Neyse bugün bir dışarı havası aldım, düzelmek umuduyla....
Yataktan çıkmanın vaktidir deyip bugün dışarı çıktım. Beni bilenler bilir, moralim bozuksa iyi bir yemek yerim, Olgunlar veya Dost' tan kitap alırım, Mum Kafe'de bir pasta yerim, kırtasiyeye girerim veya sinemaya giderim. Bugün buradakilerden 3'ünü yaptım; biri sinemadaydı.
Koruyucu'ya girdim tabisi de Jason Statham var diye diye... Hüshüs bile zamanında bir filme girerken "Bak senin adam oynuyor bu filmde, buna girelim" dedi. O derece tanıyor beni.. Adama zaafım var :)
Adamı ben İrlandalı sanıyordum, ancak İngilizmiş. Hatta onun için bir "İrlandalılar" yazı taslağı bile oluşturdum, neyse..
Dövüş filmlerini herhalde bir Bruce Lee 'ye bu kadar yakıştırıyordum, bir de bu adama. Hatta bu adama daha çok yakışıyor. Biraz saçma bir laf olacak ama adamın eline silah da çok yakışıyor. Hani çocuk olsam, yanlış etkilenicem, elime silah alıp önüme çıkanı vurucam... :)
Adam -bence- geç bulunmuş bir cevher...
Sinemada izlemekten en keyif aldığım tür; macera-aksiyon. Evde battaniye altına kıvrılıp izlenecek film ise romantik-komedi-dram... Gerçi artık romantik filmlerden bana gınaa geldi, yaratıcılık öldü neredeyse.. Neyse... Aksiyon filmleri bence sinemada oynasın sadece yaaa, dvd'si çıkmasın, internete düşmesin. Çıkmasın ki bende hep gidip gidip sinemada izliyim. Vicdanıma da ne güzel bahanem hazır olsun; "Sadece sinemada oynuyor bu" diye.
Filme gelirsek... Çok keyif alarak izledim. Özellikle Jason Statham'ın yumruklarının her inişinde o kemik ve çarpma sesi niyeyse çok güzel geldi kulağıma.(Sadist miyim neyim? ) Abartı olur nolmalde her vuruşa böyle efekt, ama olmamış işte onda. Adam boksör zaten, bir yumrukla komalık ediyor adamı.
Adamın hayattan boşvermiş hali beni şaşırttı. Bu adama yakışmayan hareketler bunlar. "Düzen bozuldu, artık yapacak bir şey yok" durumu çok tanıdık geldi. İntiihara bile meylediyor amca, ahh ah seni o hale getirenler utansın be adam!
Dövüş, vuruş, kırışlar yerli yerinde, abartı değil. Kurgu iyiydi cidden. Bu tarz filmlerden sonra "oha yaa, cidden böyle mi yeraltı dünyası, polisler bu kadar mı kaypak?" diyorum ve Amerika'dan bir kez daha soğuyorum ve hatta korkuyorum.
Bu adam eli silahlıyken çok iyi! Kiralık katilken bile...
Evsizken bile şekil adam..
Kral olmaya da gayet layık...
Adama her halükarda güvenebilirsiniz. Korur, gözetir, sizin için dövüşür, kibardır, hakkaniyetlidir, masumları korur. Kötü adam olamaz yaaa bu adam. Oyunculuk olarak ona da yakışır, ama olmasın mümkünse...
Filmde en hoşuma giden sahne/ler, söz/ler;
*Çin klübüne gidişleri. Polislerin birlik halinde kasıntı kasıntı yürüyüşleri.Counter gibi birlik halinde merdivenlerden inişleri vs.
*A; Adamın soluk borusunu kırmışsın !
J; Soluk borusunun kırılabildiğini bilmiyordum :)
*J; Asla ne diyeceğimi bilemem böyle anlarda.
A; Hangi an?
J; Bir adamı öldürmeden önceki an... (der ve adamın boğazına çatal saplar...)
*Çinli adamların restorandan güruh halinde halkla çıkıp kayıplara karışmaları...
Bu arada son sahnelerde Jason beyaz bir audi Q7(sanırım) 'ye biniyor. Cilloph! gibi arabadan gözümü ayıramadım tabiiğ.
Filmi izlemenizi öneririm. Güzel bir aksiyon filmi...
*Ah ahh kim istemez "seni öldüğüm güne kadar koruyacağım ! " diyen bir Jason Statham...
Bugün okula azıcık erken gittim ki sınav öncesi ders çalışayım. Benim için en iyi öğrenme tekniği 1-birisine ders anlatırken, 2-sınav öncesi kapıda toplu çalışma. O yusuf yusuf hal vardır hani, herkes soru-cevap yapar. Ard arda 2-3 soruya cevap veremedin mi morarıp hızla eksilere düşersin. Ancak sınav kapısında konuşulan her şey benim zihnime kazınıyor resmen.
Neyse okula erken gittim, kütüphanede yardırmış ders çalışıyorum. Gök kafayı yedi birden. Dolu yağıyo, deli rüzgar falan, ben içimden "derdi nedir bu sonbaharın?" söylüyorum Halil abinin kulakları çınlasın...Pencere açıktı. Ben bir üşü ceket giy, bir sıcakla çıkar sonra üşü modunda 3. hareket olarak çıkardım üstümden kaldım öyle. Bazen benim gurur damarları fazla çalışır, olur olmaz rest çekerim. Bu üşüme-terleme durumlarında 3-4. harekette bırakırım. Bırakırım ceketle terliyim, bidaha çıkarmam. Yada "üşüyim anasını satıyım yaa" derim. Bugünkü trip bana fena patladı. Midemi üşütmüşüm. Karnım nassıl sancıyor ama. Benim midem sarkık, bir de mide kasları iyi çalışmıyor demişti doktor eskiden. Safra suyu resmen mideme doluyo, hissediyorum, ölüyorum acıdan. 90derece duramıyorum yoksa gerilip daha çok acıyor (olur mu demeyin valla oluyo) Ben böyle 50 derece dolaylarında kambur takılırken aklıma midemi üşüttüğüm için hastanede yattığım geldi.Zaten başka hastanede kalmışlığım yok, Allah artırmasın !! AMİN...
not; elimde kitap...yine her zamanki gibi en iyi dost...
Yıl; 2008, Mart dolayları.
Yer; Antalya Atatürk Devlet Hastanesi.
İğrenç ayrıntılarla mide bulandırmak istemem kısaca vücudumda artık sıvı ve sıvı benzeri bir şey kalmamıştı hastaneye gittik. Karın bölgesi sert, hassas. Apandistten şüphelendiler, değil. Benden 5 dakika önce gelen kadınla şikayetlerimiz aynı. Aynı kata, aynı odaya yatışımız oldu. Ertesi gün teyzeyi endoskopi, ultrason, mr vs için götürdüler. Geldiğinde iki gözü iki çeşme. Safra kesesinde tümör çıkmış, kötü huylu. Kanser karnına da yayılmış. Ben tabi üç buçuk attım. Aynı gün, aynı şikayetler, aynı sebeple hastanedeydik. "Oha lan !! Ben de mi Brütüs???" derken acilden ve ameliyata girmesi gerekenlerden dolayı benim tahlil ve çekilecek zımbırtılar yarına kaldı. Gel de dayan bir gün boyunca !!! Yüzüme karşı kansersin, ölüyorsun deseler içim rahatlıcak en azından hastalığımı öğrencektim,ama yoook. O gün, o bekleyiş off yani .... Sonunda midemi üşüttüğüm anlaşıldı. 3gün serumla beslendim + ilaçlar, 2 gün de pirinç lapası yedim geçti...
O gün o sıkıntıdan Hüshüs'e msj attım. Biz Lise 1'den itibaren Hüshüs'le arkadaştık.(Gerçi o baştan beri bana yazıyordu, olmayınca arkadaş olduk, hafif flörtöz durumları falan) 4-5 ay birbirimizden haber almaz, sonra ikimizden birimiz (sıkılanımız) msj atınca 3-4 hafta msjlaşır sonra yine 5aylık inziva köşelerimize çekilirdik. Biz msjlaştığımız dönem 1. hafta; Hüs'ün kesin sevgilisi olurdu, onunla çok mutlu, aşık falan-filan...2.hafta; Hüshüs kızı aslında çok sevmiyor da kız bunu seviyor olurdu...3.hafta; Hüshüs kızda sorun bulmaya başlar, bunları büyütür, bana dert yanar, benden akıl isterdi. Bir ışık görse kızı boşayıp bana gelmeye hazır...4.hafta kızdan ayrılırdı :) Benim suçum olmazdı ama yanlış anlaşılmasın. Adamın radarına ben girince algıları açılır, ruh tahlilleri yapar, özeleştiri, nesnel gözlem falan derken kızları beğenmezdi. Ben tabi 4. hafta fıydır kaçardım, işim ne :)
O gün msj attım, benim daha açılıp saçılmışım, daha bir halka mal edilmişim (mal ın üzerinde inceltme harfi var yanlış olmasın...! ) Gül diye bir kızla çıkıyormuş, yanında o varmış, sonra görüşürüz, baymış !!! Tabi şartel attı, kulaklarımdan duman çıkıyor sinirden. Evet Hüshüs'den o zamanlar böyle bir hareket, böyle bir abazanlık beklerim ama hastanedeyim falan dedim adam noldu? bile demedi. Yanımda olsa öldürürdüm safı ! Neyse 3 senenin sonu gönlüm artık biraz kaymışken avcunu yaladı yavrum tam bir sene daha...
Neyysee...
Hayatımın ilk çiçeğini de o gün alacakmışım meğerse. Eski sevgilimden (ablamın en yakın arkadaşıydı (ne ayıp ! ) ) çok hoş bir buket getirmişti... Şimdi sayısını unuttum, Hüshüs sağolsun sayısını bile unutturacak kadar çok getirdi...
Vayyy anasını sayın seyiciler... Ne günlermiş bee anmış olduk...
Neyse işte, kısaca ben bugün midemi üşüttüm. Sıcak bir duş, uyku, yemek...düzeldim...
*Üniversite hayatım boyunca çok şey öğrenmişim.(yaş- aileden uzak olma ve olgunlaşma durumu sebebiyle).. Dayanmayı, sabretmeyi, susmayı, affetmeyi... Sinirlenmemeyi, "olsun, o da insan" demeyi, hiçbir şeye şaşırmamayı, her şeye tahammül edebilmeyi, bir olayı en kötüsünden en iyisine enine boyuna düşünmeyi, fevri davranmamayı...
*"Abla olmayı", isyan etmemeyi, sorumluluk sahibi olmayı, empati yapmayı, plan yapmayı, mantıklı düşünebilmeyi....
Ama bu demek değil ki her şey güllük gülistanlık... Bazen yere düşüp toparlanamadığım anlar oluyor... Bazen farketmeden uçurumdan itildiğim de... Bazen bulutlarda uçarken kanatlarımın kesildiği anlar da var...
Anamı, babamı, bacımı, yiğenleri felan zaten deli gibi özledim de sanırım bir de "deniz- güneş- Konyaaltı- Toroslar" grubunu çoook özledim..
Baksanıza yaaa manzaraya... O güneşin buğusunda Toroslar varla-yok arası bir silüet olur yaaaa. Yeme de yanında yat şu manzaranın....(not; fotoğrafın sadece kenarları karartılmıştır. ışığıyla falan oynanmadı, sahici yane.)
Geçen sene yaşadığım bir olayı anlatıyım hemen:
Kundu' da bir otelde bir Rus turist öğlen saatleri olmasına karşın feci içmiş durumda. Adamların bünye sağlam içkiye belli, dıştan bakınca bişey yok yürümesi, konuşması falan ama beyin belli ki ambele olmuş :)
Toroslara doğru baktı baktı baktı ve dedi ki ; Hangi o* ç* çizmiş de asmış lan bu resmi dedi. Biz şaka yapıyor sanıyoruz ama adam bayaa bayaa ciddiydi. Meğer beyaz branda gibi bir şeyin üzerine sadece silüet şeklinde dağ çizilmiş sanmış... Güneş ve alkolün de bu saçmalamadaki katkısını unutmasak da adam güneşle o kadar belirsizleşen dağ görüntüsü görmemiş tabeee.
(not; yukarıdaki fotoda saat 3-4 civarı ve ekim ayı. Dağlar belirgin yani...)
Antalya'yı öyle özledim ki ders çalışırken molada bir koli hazırladım; bavulla götüremeyeceklerimi. Yaklaşık 15 kg geldi ama içindekiler sadece şunlar; *Bu sene aldığım ve ailemin izlemediği filmler (biz ailecek çok film izleriz) *Tezim için iki adet sahip olduğum Osmanlıca sözlük (Ferit Develioğlu ve Kamus-i Türki) *Ales kitabı (daha hiç bakmadım yazın başlıcam çalışmaya inş. Seneye gircem malum..) *Günlüğüm *Yazı-karalama defterim *Kalemliğim (neleri yanımda götüreceğime bayaa bir kafa yorup büyük bir kalemlik doldurdum) *Yazlık 3 adet kapri 6 adet tshirt-gömlek