12 Ekim 2012 Cuma

HAYALİ DİYALOGLAR...

Yine nevrotik damarım tuttu... Ufak- tefek diyaloglar;

*Kadın; "Tam bir hıyarsın !"
Adam; "Doğrudur... İşte bu yüzden vejeteryanlar çekiliyor bana..."


*Adam; "Sana kendimi tamamen bırakmaya geldim bu kez... Öyle üç-beş gün durup kaçmak yok... Sensizliktense senle sıkı sıkıya bağlanmayı tercih ediyorum. Gözümü kapatıp kendimi sırtüstü sana bırakacağım."
Kadın; "Kolumu kanadımı defalarca kırdın. Öyle ki artık kendini bıraktığında seni tutabilecek kollara sahip değilim. Üzgünüm... Yerdesin tepetaklak !!! "

*Arkadaşıyla konuşan bir adam, alaylı;
"Utanmadan çıkmış karşıma hatun, itiraf ediyor; "beni seviyormuş" Eeee yani napıyım biladerr ya? İtiraf etmenin bir amacı vardır, karşındaki de seninle aynı duygu ve düşüncede olacaksa yaparsın. Karşılık verme ihtimaline karşı yapılır lan itiraf. Ne bekliyor ki bu hatun benden, karşılık mı? Hah !"
 Aynı ortamda bulunan kız bu konuşmayı duyar ve adamın karşısına dikilir, gözlerinde tiksinti;
"Yok canım o öyle değil ! Şu ahir ömrümde rekorlar kitabına bir konuda bari girebileyim diye sana duygularımı anlattım. Çok didaktik bir yapım olduğundan, millete ders olsun, ibret-i alem olsun diye itiraf ettim. Senin gibi birinin bile bir seveni olabilir, böyle bir hataya her kul düşebilir. 'No problem, yolunuza devam edin yani' mesajımın görsel halisin sen !!!!!! "

*Gözlerinde göremediğim, kalbinde hissedemediğim "ilgi" diline düşmüşse ne olmuş yani, kanmam mı gerek? Bu dünyada kör olup portre çizen, sağır olup senfoniler yaratan, suçlu olup da hakimlik yapan, hasta olup doktorluk eden insanlar var. İşte sen bu türün - +mış gibi yapabilenlerin - en nadide örneğisin !!!

*Adam, kadınla aylar sonra karşılaşır. Kadın sorar;
"Nasılsın?"
Adam cevap verir;
"İyiyim teşekkürler, yoğunum biraz. Sen nasılsın?
Kadın; "İyiyim... Yoğun derken?"
Adam; "Haaa o mu? Yeni bir araştırma konusuna başladım. Şöyle ki; 'doktor sorar; "idrarın ne renkti? en son ne zaman tuvalete çıktın? miktarı? ne renkti?" Cevabını herkes verir zannımca. Demek ki neymiş; insanoğlu kendinden ayırdığı bokuna ( ! ) bile bir kez bakıyor... Sen giderken bana son bir kez dönüp bakmadın bile!!!' Bu konu hakkında çalışıyorum. Yani zor...yani oldukça yoğunum..." 

Son Zamanlar Kitaplar...


 Barney 'den ilk önce Burcc bahsetmişti. O da birinden ölümünü duymuş bahsetti falan. O gün bir- iki yazısını okudum ama tipik çapkın yazılarından çok (evet kızlar çapkınları ve çapkınlık hikayelerini sever; çünkü içten içe bir çapkının kendisine aşık olacağını veya istese bir çapkını kendisine aşık edebileceğini haliyle uslandıracağını düşünür. Ya da her çapkının an gelip durulacağını ve buna sebep olan aşkın romantikliğini merak eder, dinlemeyi sever. Avı ne kadar büyükse bundan o kadar zevk alır. "En büyük romantikler, en iyi aşıklar, eski çapkınlardan çıkar" teorisine inanırlar.) kadınlarla garip bir münasabeti ve alıp veremediği bir davası var gibi geldi bana. Aurasını sevmedim, okumadım. Zaten inat edip (kendimce ölümüne şüpheyle bakanlardanım) bir kaç açığını bulmak için karıştırmıştım o gün. Erkek kardeşi yazı yazdı, eski bir yazısında evin tek erkek çocuğu olduğum için... diyor... Askerlikle ilgili ikilemi var falan...
 Neyse blog yazmaya başladığında kimse taahhüt-name imzalamıyor. Kimi sessiz sedasız bırakabilir, kimi veda edebilir, kimi küfrü çeker gider, kimi de bir senaryo üretip biter... Kimin canı ne istiyorsa yapar, herkesin kendi tercihi...

Bu ay kütüphaneden Dorian Gray'ın portresini aldım. Bir sayfası feci tanıdık geliyor, ama ben bu kitabı ilk kez okuyorum lan diyorum kendi kendime.
  not; Ders, önemli bilgi vs değil de ayrıntılar, saçma sapan bilgiler, bazı sahneler, en saçma anılar, kokular vs. kalın punto, altın harflerle kafama kazınır. Sibel (kuğzu'm benim) diyor ki tanıdığım en ayrıntıcı, hafızası iyi insansın yaaa nasıl aklında kalıyor bunlar? (eskiden eski ev arkadaşı Pınar'la kıyaslardı ama en son bu bahis geçtiğinde -en iyi- sıfatını bana layık gördü.)
İşte benim de aklıma takıldı nerde gördüm diye, takip ettiğim hatta bir- iki okuduğum blogları bile açtım baktım. En son Barney' de geldi aklıma bir kaç gün ard arda açtım baktım, yok bunda değil diye kapattım eski yazılarına sinir olup bazılarına feci hak verip bazılarına gülüp ya da utanıp :)

Yine bazı yerleri araştırdım ve sonunda  onun da bloguna bakarak buldum bugün... Hatunlar ve kitaplar diye bir yazısı var. Kitap okuyan daha doğrusu popülerite vs gibi şeyler için kitap okuyan ve bunu paylaşan kızları eleştirdiği bir yazı (okursanız anlarsınız) Ancak kitap okumayla ilgili eleştirdiği bir  yazıda pek de okunmayan müthiş kalite bir kitaptan feci alıntı yapmış, güzel uyarlayıp iyi monte etmiş, değiştirmiş bazı yerleri. Kendi içinde eppeeey bir çelişkisi var bence yazının. Ve de hiç alıntı gibi değil kendi laflarıymışçasına süslemiş yazıyı... Neyse...



İşte bu da kitap ve gamlı baykuş ayracım :)


Yine kütüphaneden araya çeşit olsun diye aldığım Paulo Coelho, Portobello Cadısı... Şimdilik iyi gidiyor, Hele D. Gray'e göre gayet hızlı okunuyor tarafımca.


Bu da konu bütünlüğü sağlayan cadı ve kazanı temalı ayracım.


Çapkınlık dedik, kitap dedik bu kitaptan da bahsedeyim. Dorıan Gray'den önce alıp okuduğum kitap; Don Juan'ın Kayıp Günlüğü...
Ve aşk temalı ayracım :)



Don Juan efsanesi defalarca farklı kurguyla değişik sanat türlerinde -film, roman, efsane vs- ele alınan bir konu. İzlemediyseniz misal şöööyle bir film var.
Başrol benim Don Juan'ım olan Johnny Depp.



Neyse..
Bu kitap da güzel kurgulanmış. İşin içine İspanya'nın o dönemdeki sosyal yapısı, engizisyon mahkemeleri, aldatmalar, evlilikerin iç yüzü, kadınların ilgiye muhtaç yönleri, baskı arttıkça gelişen isyan duygusu ve getirdikleri gibi konulara değiniyor yazar.
Ve tabi aşık olan Juan'ın durulmasıyla okuyucunun kalbine umut vaat ediyor (okuyucuların kadın olduğunu bildiğimden yukarıdaki çapkınlığa bakış açımıza ithaf edilmiştir)

Don Juan'ın Kayıp Günlüğü kitabının yanında çeşit olsun diye de "Yanılsamalar Kitabı" vardı Paul Auster'den. CAN yayınlarından gidiyorum, bakalım...


Öyle iştee. Son iki haftadan kitap durumu bu.
Etüt merkezinde öğretmenlik yapıyorum bilindiği üzre. En fazla üstünde durduğum konu kitap okuyun...
Tabiii başkasını uyarıp, beylik laflar edip de kendin aksi davranamazsın! Ben de bu prensibime uyuyorum...

Beğendiği bir kaç lakırdıyı yazmadan bitmez bu yazı arkadeş...

* Ruhumu onların sığ, meraklı gözlerinin önünde sergilemeye hiç niyetim yok. Yüreğimi onların mikroskoplarının altına asla sermeyeceğim !!!

* Basil ; "Sen düne geçmiş mi diyorsun?"
Harry ; "Aradan ne kadar zaman geçmiş olmasının ne önemi var? Ancak sığ kişiler bir duygudan kurtulabilmek için yıllarca beklerler."
(Dorian Grey'in Portresi- Oscar Wilde)

* Çok sevdiğimiz birini yitirdiğimiz zaman duyduğumuz derin acının biricik avuntusu 'en iyisinin bu olduğu'nu umut etmek belki de...

* Klasik bale yapanlar neden parmaklarının ucunda dans ederler biliyor musunuz? Aynı anda hem yere değiniyorlar, hem de göğe erişiyorlar da ondan.
(Portobello Cadısı- Paulo Coelho)

* Erkekler, kadınların sahip olduğu güç hakkında çok az şey bilirler. Kendi duygularına hakim olmak en güçlü yanlarından biridir ve bu konuda erkeklerin hayal edebileceğinden çok daha iyidirler...

* Korku bir hırsızdır; hayatını çalmasına izin verme...
(Don Juan'ın Kayıp Günlüğü)


11 Ekim 2012 Perşembe

DOĞUM GÜNÜ'N...





Biz 5 kardeşiz. İki ablam ve iki küçük kardeşim var. Ortanca çocuk olmak zordur kalabalık ailede, benim için de öyleydi. Ablamlar genç kızlık sorunlarıyla boğuşur, dedikodu yapar, aynı kafada konuşurlar; küçüklerim ise yan yana ikiz gibi beraber dolanırlardı. Ben "orta direk şaban"dım. Ancak benim bir ablam var, isim olarak artık tanıyorsunuz; Nadia...


O hep çocuk kalabilenlerden... Bizim ailede ilk üç çocuk olgundur; son iki zibidi daha ham !!! Benim için de biraz çocuk gibi deseler de ben hep olgun olduğumu düşünürüm... Ama işte bizim evin gamlı baykuşu -diye biri olacaksa illa- sessiz, sakin çocuğu ablam-DI. Öyle görürlerdi hep. Ailem hala öyle görür. Ya da akrabalar. Ancak o çocukçaydı. Ergenlikten sonra abla benmişim gibi hissettiğim çok oldu ona karşı.

Ama onun bir deli damarı var -bütün ailede olduğu gibi-... Benim deli damarımda nevrotik-şizofreni varsa onunkinde de hiperaktivite ve melankoli (nassıl aynı anda olabilir derseniz ben bilmem; ona sorun...) var..


Büyüklerine pek saygılıdır bebeğim. Sabah uyanınca da pek bir mahmur, pek bir güzeldir...



Latin güzeli diyorum ben ona. Teni böyle "kımıl kımıl" :) Eski yazılardan karıştırın, kımıl kımıl ne demek bi bakın bence...




Ahh endamına kurban !!! Annem ve tabi ki Nadia, sürekli siyah giymemden yakınırlar. Hatun genççç ya baksana ... Genç demişken sen kaç oldun gı şimdi? Söyleyip seni elaleme rezil etmeyeyim dimi :) Ben mart 90'lıyım; o da benden bir ay önce doğmuş varsayın siz, güzelimi üzmeyelim...




 Evvet ben ve ablam. Benden genç durur evet, benden güzel durur evet, benden zayıf durur evet ( ! beni kilo sorunuyla tanıştıran, şimdi de "senin yüzün güzel, sana kilo yakışıyor" edebiyatının nobel ödülü sahibi ) benden iyi niyetli durur evet ve utanarak diyorum ki ailesini benden daha çok sever durur evet... İş bu yüzden onun yüzü net benim ki saklı :)






DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN BEBEK... BİLSEN SENİ NE ÇOOOK ÖZLEDİM...




                                   


not; Burcc fotolara bakıp ablanın tanıtım yazısı gibi olmuş dedi. Beğenenler olursa bana ulaşın bebekler :)
 Kısmeti ömrünün heeer döneminde pek bir açıktır daaa, kendisi.... devamını onunla tanışırsanız öğrenirsiniz.

Öpüldünüz..
Her nerede yaşıyor, yaşatılıyor ve okuyorsanız..



1 Ekim 2012 Pazartesi

BİZ ÖĞRENCİ EVİ MİYİZ LAN ?




Öğrenci evi deyince akla gelen ilk görüntü ve kanı buysa tamameeennn yanılıyorsunuz.
En azından Burcc 'la ben bu tabunun taban tabana zıddıyız...

bu yazıda  bahsettiğim ve sık sık tekrarına nail olduğumuz bir temizlik anlayışımız var...
Haftada bir gün odalarımızı ve banyo-wc- salon- mutfak temizliği yapıyoruz.

Haftada bir gün pazar arabamız ve biz pazara gidip baya bayaaa ! alışveriş yapıyoruz. An geliyor tüm harçlığımız pazar ve market alışverişine gidiyor. Pardon yaaa an geliyor mu dedim? her zaman dicektim, dilim sürştü...

Arada sırada teklese de (canımız çeker de dışarda yemezsek) düzenli yemek yapıyoruz. Arada sırada teklese de (yorgun ve üşengeç olduğumuzda) her akşam bulaşık yıkıyoruz.
Evde anam babam usulü yemekler pişer, fasulye, patlıcan, çorba, pilav, kabak, et vs. neyse de SARMA, ISPANAK, DOLMA, VE HATTAAA KABUSKA bile pişer bizde.... 

Düzenli çamaşır makinesi çalışır, çöpler boşaltılır...

Evimizde ütü, ütü masası, yüklük, (bir ara) 36 parça yemek seti :) , (bir ara) 6'lı dondurma kupları, (yine bir ara) 6'lı şarap ve 6'lı şampanya kadehleri, anaane koltuk örtüleri, misafir terliği, misafir havlusu, misafir örtü, yorganı ve yastığı gibi her öğrenci evinde bulunmayan şeyler var.
Ve tabiii bir de çift kişilik yataklarımız :)

Bizim kütüphaneye gidişimiz bile böyle, parka gidişlerimiz bu şekil....


Doğum günü kutlamalarımız da bu kıvamda....

Yurttan gelen arkadaşlarımız, yakınlarımız, daha kötü şartlarda yaşayan ev'li arkadaşlarımız :) evimize girince mest olurlar (çok mu zengin-havalı- burjuva takılmaya başladım ben yaaa)
O sebeple evimize biri gelince kesinlikle bardak neyim kırılır evde, nazar değer yani...



O kadar da mükemmel değiliz ama yaaa... Rahat olun...
Biz de arada öğrenci oluyoruz.



Bir- iki kez evde böyle masalar kuruldu...

Burcc 'un koymama izin vermediği (çünkü yine meşhur :)  pembe pijamalı halinde)  ""evde masa tenisi"" modunda hallerimiz oldu...

Bir de iki makine üst üste yıkanınca salonda oluşan kurutmalık görüntüsü pek hoş değil... 

Öyle işte, biz de naçizane, kendi yağında kavrulan bir öğrenci eviyiz nihayetinde...

not; haaa unutmadan, benim bu yazıya asıl başlama sebebim;
Bugün pazardan 5 kg domates alıp kışlık konserve domates kaynattık, onu diycektim.... Öğrencilik işte naparsın???
:) 


Bu yıkadığımız kavanozlar (evet biz içindekini yedikten sonra cam kavonozu atmayıp yıkayan öğrencilerdeniz)



Bu kaynayan domateslerimiz...
(Tabi önce robottan geçirdik, ve evet bizim robotumuz, blendırımız, narenciye sıkma makinemiz, közmatik denen şeyimiz, küçük tüpümüz ve bozuk olmasa elektrikle çalışan grill imiz de var...)



Bu da domateslerimizin son hali :)

Domatesin kilosu 50kuruşken bence alın, sizde yapın... Kışın tatsız tuzsuz bişeye benzemezken, kilosu 4,5 - 5 tl iken hiiiç domates alasımız gelmiyor, ona para vermek evlat acısı gibi koyuyor...


not; artık öğrenci evi esprilerine ve bugün okulda yapılan şahsıma hakaret saydığım ev eleştirilerine ne kaadaaan sinir olduysam bildiğin 5 yaşında karşımıza geçip "Baaaakkk, benim bundan vaaayyy, sende vay mıııı?" diye hava atmaya çalışırken arkasından alay ettiğimiz bebe triplerine girdim...

Affola...




30 Eylül 2012 Pazar

.....DEMİŞKEN....


Bir kaç yeni hadise var anlatem, kaçcam...

*Öğretmenliği çok sevdim, çocuklara da hemen ısındım (ısındım;mecaz anlam-kanım kaynadı anlamında... (kanım kaynadı; deyim-samimi olmak anlamında vs...) ) rüyamda bile ders anlatıcam artık ... Öyle yani :)

*Çocuklar demişken evimizin hemen karşısında iki tane bebe (Ankara'dayım malum ve öğrencilerimin hepsi İşler Güçler'den ya da Behzat Ç.'den fırlamış gibi konuşuyor) şu aralar son demlerini yaşamakta olan bir gelenek başlatmışlardı. İkindin balkona çıkıyorlar; ortada masa, ellerde laptop, bir elde fincan takılıyorlar: Bazen gecenin bir yarısına kadar balkonda oturup bir ekrandan film izliyorlar bazen face- twit cool cool geziniyorlar -DI. (hava soğudu cumburlop içeri tabe ) Burcc diyor ki yazın da buradalarmış, büt 'e kaldılarsa demek ki....
Geçen sene yoklardı, bu sene peydah oldular, tabi mahallenin de dikkatini celp ettiler. Ayaklar masalara uzatılmış, gecenin bir körü bile balkondalar, yemekler balkonda yeniyor derken artık herkesin göz aşinalığı olmuş. 
Geçen gün önümde üç hatun yürüyor. Bebenin birini balkon demirine bööööyle karizmatik bir edayla dayanmış görünce
Kız 1; Yaaaa kızım sizin eve şu sokaktan da gidiliyordu dimi ? 
diye arkadaşlarını bizim sokağa sokmaya çalıştı.
Kız 1; Çokkk talı çocuk yaaa
dedi fısır fısır da ben duyuyorum; antenlerimle algıladım herhal...
Kız 2; Bence de....
Kih kih kih.....
 O sırada çocuk etrafa bir bakınıp içeri girince;
Kız 3; Yok yaaa burdan gidelim şimdi yolu uzatmayalım diye çark ettiler.
Çocukları her ne kadar 3-5 sefer balkonda görsemde suratlarına hiç bakmamışım demek ki karşıma geçse tanımam. Cidden ne kadar hoş lan bu çocuk diye tamamen meraksal bir içgüdüye kapıldım. Bir daha görürsem balkonda bakcam çocuklara bir kerecik dedim amma velakin yaz sezonunu kapatmış veletler...

*Merak demişken ben çoook meraklıyımdır, yenilikleri severim, yeni bir şey denemek hoşuma gider, bilmediğim bir şey hakkında bilgi edinmiş olmak için bile "bakak- görek" modunda gezerim. Tabi ki Burcc da öyle. Biz geçen gün cep delik cepken delikken gidip Çin yemeği söyledik. Ancak ben öyyyle tiksindim ki sushi ve çiğ balıktan öyyykkk ! Bir acıdım lan elin gavur çekik gözlülerine. Memlekette sebze yok, dana eti, tavuk eti pahalı adamlar naaapsın? Zamanında o bölgede ilk yaşayan insan napmış? Ölmemek için yemiş, zamanla sevmiş, sevdim sanmış, çocuklarını öyle beslemiş büyütmüş, genlere bu yemek kültürü miras geçmiş. Sonra da el mahkum zengin mutfak, hımmm lezzetli, dünyada da antin kuntin insanlar bunu kesin moda yapar diyerekten arkasında durmuşlar. Sonuç; SIFIRA SIFIR ELDE VAR SIFIR.... ÖYYYĞĞĞKKKK İĞRENÇ !!!
Ben nimete böyle demem günah, ancak el alemin ana yemeği olmuş, damağına işlemiş çirkin bir şeyi de böyle göklere çıkarmayın. Bişey var sandıl, yedik; sonuç ; b*k var ..!!!! Burcc 'da nefret etti..

*Burcc demişken hatun bana geçen hafta bu saatler geldi dedi ki;
"Goncc, kız okula gitmek için birbirimizi gaza getirelim... Ödül değilse bile ceza sistemi geliştirelim de bari gitmek ZORUNDA kalalım !!!"
" Eyvallah Burcc" dedim "bana uyar. Ne yapalım?"
"Okula gitmeyen, bir ders bile gitmeyen, hoca yok olsa bile okula gidip kütüphanede ders çalışmayan kişi o haftasonu diğerinin de ev temizleme görevini alsın, bütün evi o temizlesin"
" Bak" dedim " ağlarsın, zırlarsın kabul etmem" dedim "ters ters konuşma kız !" dedim - demişim - diyememişim - deeeerrrmişşim -
" Emin misin?" dedim
"Evet !!!!" 

Geçen hafta bir ders bile kaçırmadım canım arkadaşım sağolsun, bitanedir o.... Kendisi hiç okula gitmeden bir hafta geçirdi :)

Amma velakin Burcc 'u tanıyorsam bütün evi temizlemenin yükünü 1 çeker belllkkkiii 2 çeker. Sonunda;
"Ahhhhh ! bana ne be !! Bu evin delisi ben miyim?" der bana kök söktürür.
( Ya da "Yaaaa Goncccc yaaaaa, ben çoookk yoruluyorum, bu ceza usülünü bırakalım" der; de yemezler :D  puhahahahah. Her şey senin ve benim geleceğim için Sayın Burcu Hanım !!! )

*Yemezler dedim de canım son 3 gündür deli gibi her şey (abartısız her şey) çekiyor. Yememeye çalışıyorum çünkü mali kriz var malum, kilo problemi var belli, mide sorunları var gayet tabi.... Ancak bugün bir kg 'lik patlatcak mısır aldım. Ama  zorluyorum kendimi. Haftada bir kez falan yapalım diye, "yeme canım diyorum kendime, "yeme !!! "

Öyyyle İşte ...
Adio...

26 Eylül 2012 Çarşamba

BENCE VAMPİRLER ÇOK ŞANSLI LAAAN !



Geçen sene Hüs, Burcc, ben Meşrutiyet Mado'ya gittik. Burcc ve Hüs tatlı konusunda gayet emin emin sipariş verdiler. Ben kararsız kaldım. Ama canım tatlı çekiyor biliyorum. Hatta Mado'ya gidelim diye ben söylemişim; amma velakin menüde beni cezbeden hiiiiiçbişii yok !!

Soruyorlar bana "Goncc, ne istiyorsun hadi sipariş verelim" , yok !
"Nasıl bir şey istiyorsun?", yok !
"Neyi denemek istersin?" , yok !


Çılgınca bir çırpınışla anlatmaya çalışıyorum;

Böyleee.... ımmm.. yaş pastayı severim ama onun kadar katı olmasın...
Immm... sıvı da olmasın ama...
böyleee... şeyyy... ağır da gelmesin, baklava gibi baymasın...
ne diyim ki, böyle kımıl kımıl ?
böyle şey gibi; köpük gibi...
böyle pamuk pamuk....
biraz mousse gibi...
ama burda yok (yanlış hatılıyor olabilirim)
böyle ağzında lezzet patlaması olsun...
hafif olcak böyleee ağzında dolu dolu...
(bu sırada elim solo reklamındaki hem yumuşak hem hesaplı hareketi yapıyor ama daha çok yumuşağa benzeyerek)
köpük gibi olsun.
KIMIL KIMIL ...
Burcc; "o ne demek yaaa?"

O günden sonra Burcc'la aramızda kaldı bu kelime ; kımıl kımıl..

Canımız bir şey isteyip de ne istediğini bulamadığımızda kullandığımız (ama el hareketiyle birlikte) bir espri oldu o...
Burcc'la bizim çok olur. Canımız abur-cubur ister; ama ne istediğini çözemeyiz. Bazen adını koymaya çalışır, bazen es geçer duymazdan gelir, bazen de bir çok seçenek yığarız önümüze.
Daha demin tatlı krizine girdim, ama canım ne çekiyor belli değil.
Yarım saat dayandıktan sonra markete gittim üç çeşit tatlı aldım (gofret, bonibon, biscolata) yedim bir açlıkla ama tık yok ! Boşa kalori yattı mideye .
Çok sinirliyim çooooookkk...
Böyle günlerden, "adını koyamadığım bişey"lerden gınaaa geliyor, gıcık oluyorum.



İş bu sebeple vampirler çok şanslı lan. Adamın seçeneği sınırlı bi kerem; 4 grup kan var, hepsinin bir negatifi bir pozitifi var desek 8 çeşit mönüsü var yaaa.
Üstelik sonsuz yaşam boyunca her gün değiştirseler bir haftada tekrar başa dönen bir mönü.
Üstelik deli gibi bir hazla, tatmin ola ola  hüüüpp-lettikleri bir mönü...
Çok haksızlık ya la....
poffffff !!!! (bu arada bunların ünlem işareti olduğunu biliyor muydunuz?)





Bu arada chocolate mousse resmi ararken görsellerde bunu buldum, gece gece ne canım çekti yaaaaw 
İşte bunun gibi bir şeyler çekiyor canım :(  :(

Hepinize tatlı düşler, hayırlı geceler efenim...

25 Eylül 2012 Salı

Hayatım Normale Döndü Herhal...


Evvet, işe başladım. Artık "mini mini birler, çalışkan ikiler..." modunda takılabilirim :)
Daha öğrenci sayısı çoook çok az olan bir etüt merkezi ama olsun, ben umutluyum.
Girdiğim en kalabalık sınıf 5 kişiydi hatta bir sınıfta sadece bir çocık vardı.
Ama yıldıramaz beni hiçbir şey.
Paramı alırım, vazifeme bakarım.



Bu hafta sonu iş başı yaptım. Ders 8:30' da başlıyor, haftada üç gün.
Ancak tabi ki bana her şey ters ya da ben tersim.
Alerjik astımı duyduk da alerjik grip, alerjik soğuk algınlığı nedir kardeşim yaaa ?
Boğazım kesik gibi acıyor içten derken ertesi gün hapşurup tıksırmaya, bir ertesi gün de burun akıntısına, bir sonraki gün de burun akamamasına, balgam ve öksürüğe sebep oldu, sesim kısıldı ve iki sefer ateşim çıktı beraberinde midem bulandı. Tüm bu saydıklarım cumaya kadar oldu. Cuma akşamı 12 deyince yattım ben. Tabi uyumak ne mümkün !!! Ateş bastı, soğuk soğuk terledim, sürekli öksürdüm ve sızdığımda sanırım saat 3'tü. Sonra bir uyandım ki nassıl bir mide bulantısı. Saat 5:30; biraz oturdum tekrar yattım ama yok Allah yok ! Uyku benim bulunduğum değil semti, ülkemi bile terk etmiş. Bende duşa girdim, giyindim, kahvaltı bile yaptım ama kursa gitmeye hala bi saat var. Bende izlemekte olduğum Kore dizisini açtım ve bir bölüm izledim. Eve geldiğimde saat 17:00 idi ve uykusuzluktan ölüyordum. Tabi ki ben uyursam herkes uyur ! du ve ben de mecbur geceyi bekledim. Zar zor uyudum
Ertesi gün de saatlerim (radyo, tel, annem arayacak, Hüs arayacak) kurulu olmasına rağmen, alarmlardan 10 dakka erken uyandım. Demek ki neymiş, meslek insana "5dakka daha uyuyayım yaaaae" lüksü vermezmiş. Bünyem bile zınk ! diye alıştı.

Tahta başında olmak çok zevkli, herkes sana bakıyor, seni dinliyor ve o sınıfın hakimi sensin. Saçmalayabilir, istediğin lafı söyleyebilir ve canının istediği gibi icra edebilirsin mesleğini.

Ve tabi iki günde bile komik anılarım olmaya başladı. Misal;
Ben; Deyimler genellikle mecaz anlamlıdır. Örneğin, "içine kurt düşürmek, dedim. Bir öğrenci atladı tabi. Adı Şeker Oğlan olsun (amma da yaratıcıyım demiii) 
Ş. O. ; Öğretmenim! (evet her cümleye öğretmenim diye başlıyor ve parmak kaldırıyor) Tırnaklarınızı yerseniz içinizde kurt olurmuş.
Güldüm tabi bu yersiz bilgiye.
Ben; Annen mi söyledi?
Ş. O. ; Evet öğretmenim.
Ben; Doğru söylemiş, yeme sakın tırnaklarını tamam mı?
Aradan 10-15 dakka geçti, ders bitti
Ben; Sormak istediğin bir şey var mı?
Belli ki aklına takılmış, hemen parmak kaldırdı
Ş. O. ; Öğretmenim, mecaz dediniz ama bir insanın "karnını yarıp" içine kurt koyarsak gerçek de olabilir.
Bebeye bak !!! Ağzından içeri atsak, yuttursak değil de karnını yarsak diyor. Fanteziye bak, velet karın deşen Jack olcak. Vay arkadaş !!!
Tabi ben dumur. Ay savaşçısının damlası düştü sağ yanıma, kalakaldım.


 Gülmeden gayet ciddi ciddi düşünüyor gibi yaptım.
Ben; Hımm... Şeker O. tanıdığın hiç kimse bir başkasının karnını yarıp da içine kurt koydu mu?
Ş. O. ; Hayır öğretmenim.
Ben; Peki hiç çevrende duydun mu birinin karnını yarıp da içine kurt dolduran başkasını. Haberlerde falan seyrettin mi öyle bir şey?
Ş. O. ; Hayır öğretmenim.
Ben; Peki sence bir insanın başkasının karnını yarıp içine kurt doldurması olasılığı var mı? Yüz kaç ihtimal?
Ş. O. ; Yok öğretmenim.
Tabi bende kayış koptu
Ben; Tabi ki yok Şeker !!!!!!!

İlk girdiğim derslik, 8'lerindi. Zibidi kılıklı çocuklar da vardı, üstelik saatin ucunu kaçırıp 10 dakka fazladan ders yaptım, yine de
" Ne çabuk bitti yaaa. Daha yarım saat olmuş gibi
Normalde Türkçe'de sıkılırız" dediler.
Tabi bende g*t - arş ilişkisi hemen kuruldu.

Pazar günü son dersimde, 5.kez (farklı faklı sınıflara olsa da) aynı konuyu anlatırken (ad aktarması) aklıma şu soru geldi;
"HER SENE, DEFALARCA AYNI KONULARI DURMADAN SÜREKLÜ SÜREKLİ ANLATACAKSIN ! BUNU YAPABİLECEK MİSİN? 30-35 YIL AYNI MESLEĞİ SÜREKLİ DEVAM ETTİREBİLECEK MİSİN?"
İçimden cılız bir "evt" sesi yükseldi. Halbuki cevap beklememiştim ben, bir nevi tecahül-u arifti benimkisi. Sonra ses kuvvetlendi git gide.
"evet, Evet, EVET !"
Yapabilirim, yapıcam ! ( yapmıştım diye bağırırdım ! puhahahahah ;D )

Konular aynı bile olsa karşımdakiler sürekli değişecek ki...
İletişim hep farklı olacak.
Nice Şeker Oğlanlar gelip, nice komiklikler olacak.
Çok sevdiğim lise dedikodularının kim bilir kaçına tanıklık edeceğim?

Öyyylleee İşte !
Vatana millete hayırlı olsun.
İşe başladım.
Ve buna mütakip mantıklı saatlerde yatıp mantıklı saatlerde kalkmaya başladım.
Sorumluluklarımı bilip, bir şeyler yapmaya, yarın yapılacaklar listesi oluşturmaya başladım.
Yani galiba bir kez daha bir müddetlik (genelde kalıcı olmuyor çünkü) hayatım düzene girdi gibi.
Uzun vadeli olması dileğiyle...

Sevgili ev arkadaşım Burcc 'a örnek olması dileğiyle !!!
(YAT ZIBAR BE KADIN ARTIK. Bak iddia meselesini gündeme getircem, rezil olcan ;D PUHAHAHAHAHAH ! )
not; evet, ben böyle kahkaha atıyorum kardeşim, puhahahahha !

20 Eylül 2012 Perşembe

Söz ve Müzik


Bugün dilime dolanan şarkılardan hoşuma giden sözler;

* Mezhebin mi geniş? Uçmuşsun sen, off !!!
(Sıla- Masumum)

*Gidersen bana da bir dengini yolla.
(Sanki mümkünmüş gibi. Bu şartı getirmezsen gitme sakın diyor, gitme işte...)
(Jehan Barbur- Gidersen)

*O kadar iyi tanıyorum ki O'nu; sevemiyorum haliyle...
(Sıla- Masumum)

*Bir tren camından dünyayı gördüm, haline üzüldüm...
(Teoman- Sen ve Ben)

*Umutsuzluk en büyük günah...
(Ayna- Umutsuzlar)

*Kenar süsü oldum hayatında, yani olsam da olurdu...
(Sıla- Kenar Süsü)


Yapmak İstediklerim...


Biri böyle bacak bacak üstüne atmış görünce ayağımı onun ayağına dayayıp ayak ölçmek geçiyor içimden de tabe yapmıyorum.





Kızılay'da metroda bazıları bir kapıdan girip karşıdan çıkyor. Bende istedim ama niyeyse hiç yapmadım. Fazla mı ineğim la???


Buz pateni öğrenmek istiyorum. Baya baya çocukluk hayalim gibi bişey...


Kareoke yapmak istiyorum. Feci eğlenceli geliyor, üstelik sesim de fecidir. Rezil olma ihtimaline karşın istiyorum cidden de fırsat olmadı.


Bööyle bir motora binmeden ölmicem bilader yaaa...


Uçağa hala binemedim gitti ya la.... Bincem ama yakındır...

Bunlar yapılabilir istekler. Öyle beylik hayaller değil, hemen yapılabilecek şeyleri yazdım. Yoksa hayallerim bu kadar basit değil tabi ki...

19 Eylül 2012 Çarşamba

Ne Gereksiz Yarebbim !!!


  Bugün kuaföre gidip saçlarımı kestirdim. Ruh halime uymayıp edepli adaplı adaplı ucundan azcık kestirdim. Bir ara  "kessem ya ben bunları bayaaa" moduna girdim ama hemen çıktım Allah'tan...
eski bir yazımda bahsetmiştim. Küçükken saçlarım hep kısa kesildiği için saçlarım küs herhal bana, uzamıyor.


 Kuaför "saç uzatmak istiyorsan mehter takımı gibi olacak. İki adım ileri, bir adım geri. Sık sık kestirmezsen saçını, uzamaz" demişti. Bu plana göre bu sene saçımı 4 kez kestirmiş oldum ama yine de bi cacık olmadı, olacağı da yok...
Kuaför çocuk her gidişimde olduğu gibi saçımı kestikten sonra itinayla dağıtıp, kıvırcıklığını, dalgalı halini övdü. Gerek yok, sadece kurut dediğim halde özendi ve bin beş yüz sefer arkadan aynayla gösterdi.
Bu yazının yaziliş amacı işte bu;

* Kuaförde arkadan gösterilen ayna bence çok gereksiz... Saç yapılmışsa neyse de, kesim sonrası çok gereksiz buluyorum ben ve hiç bakmam. Nezaketen kafa sallarım sadece.

* Çok abartılı, çok uğraştırıcı yemekleri gereksiz buluyorum. Bazı tarifler var böyle, bi malzemeye on saat bişey yapıosun o haliyle güzelken bilmem neyle karıştırıosun, şu şekil, bu model derken, ohoooo... Ne anladım o zaman ilk etaptaki uğraştan...
not; biliyorum biraz anlaşılmaz oldu. Buna uygun bir örnek tarif bulursam eklicem, sözüm olsun.


* Düğün şekerini gereksiz buluyorum. Bence sadece para israfı.



* Bibloyu gereksiz ve fazlalık buluyorum.


Vesaire vesaire... Bu başlıklı yazıların devamı da gelecek. Çünkü hayatımızda, dünyamızda bir sürü gereksiz şey var...

Have a nice day...