19 Temmuz 2012 Perşembe

Yaz' Dan Kalan Bir Günden...


Tatil modu bizim evde hep aynıydı, tatilden çok iş-güç...
Evet eşşek gibi öğlenlere kadar uyunur vs. ancak okul sezonundan daha fazla yorulma-iş-güç  falan üzerimize biner.
Geçen sene bir otelin su sporlarını çalıştırmıştık; bende bir yaz kasada oturmuştum (bir ara anlatacağım o günlerden kalan anıları)
Ondan önceki iki sene babannemlere yardım için Korkuteli'nde aileden ayrı tek başıma (sıkıntıdan patlayarak) kalmıştım.
Ondan önceki sene okul kayıt vs.
Bi ara bütün yaz taşındık falan...

Şimdi de Korkuteli'ndeyiz ailecek. Millete Antalyalıyım deyince "her gün deniz ohh!" modunda davransa da ben kışları daha rahatım yaaa... Hele ki üniversite için evden ayrıldıktan sonra... Hele ki kendi evime çıkınca...
Annem duysa üzülür ama ben Ankara'yı, evimi, kendime ait odamı, kendi eşyaları, kendi yatağımı özledim....

Ya da sadece özlediğim özgürlüğüm....sorumsuzluğum....

Eylül 10-12'si üzüleceğim, evden ayrılırken fena olacağım... Ama şimdilik durumlar böyle...

8 Temmuz 2012 Pazar

Kötü Gibiyim...



Canım niyeyse çook sıkkın şu günlerde...
Ne işe el atsam sıkılıyorum, bırakıyorum...
Cümlelerimin sonunu getirmiyorum...
Nefesim bedenime yetmiyormuş gibi derin derin nefesler alıyorum...
Garip bir ağlamaklı ruh halindeyim...
Uykularım uyku değil, uyuyamıyor, uyanamıyorum...
Sıkılıyor, sıkılıyor, mütemadiyen bunalıyorum...

Bir an önce çıkmam gerek bu psikolojiden...

not; sevgili abla, biliyorum sana sözüm olan yazılar var...Mezuniyet foto çekimi gibi.... Elimi atıyor, başlıyor, bırakıyorum...En kısa zamanda ellerinden öperler...

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Pamuk Prenses ve Avcı


Pazar tatilinden istifade [evet yazlık çalışmaya başladım ve pazar benim de tatilim... yani demek oluyor ki artık bende pazartesi sendromu yaşıyorum :(  ] Bet'le sinemaya gittik (kız kardeşim)
     Sözüm olan bir kaç film vardı, Pamuk Prenses'i hallettik...

Kız ve Kurt' da vizyona girdiğinde çok merak etmiştim, sinemada değil daha sonradan izlemiştim. Masal uyarlamasını moda yapacağı belliydi. Film güzeldi bence. Gerilim-korku-fantastik dendiği halde oturup tek başıma, kendi rızamla izlemiştim (hayret !!! Gerilim, korku izlemem ben, hele tek başıma hiç izlemem, hele gönüllü hiç bakmam) Ama gerilim falan değildi tabi. Masala bağlı kalınan yerler de vardı tabi ancak  değiştirilen bir sürüü yer vardı. Ben beğendim.



Neyyys'sse...

Pamuk Prenses için de iki film geleceğini öğrendiğimizde heyecanlanmıştık Burcc'la. Ancak ikisine de gidemedik:(


Mirror Mirror komik versiyonu. Sırf Julia Roberts için gidebilirdim.

Diğeri ise beklediğim film;


Pamuk Prenses ve Avcı 
(Bu masalın adı da niye "pamuk prenses ve kraliçe" değil ki her olay kraliçede bitiyor.)


Öncelikle söylemek istiyorum ki yapılan güzellik yorumlarına katılıyorum... Charlize Theron bir aynanın karşısına geçecek ve "ayna ayna, var mı benden güzeli?" diye lütfedip soracak... O'na karşı "Allah belamı versin, yedi ceddimi kessinler ki yok !!!" demeyen, lafa "haşaaaa !!!" ile başlamayan, destursuz konuşan aynayı bin parçaya bölerler, binini bin farklı yere götürüp köpeklere pislettirirler... Hele bide utanmadan Kristen Stewart 'ın adını söyleyecekler ki o aynanın suratına tükürsünler yaaa... (Bella 'cığa bir gıcıklığım yok, bence hoş da kız ama işte gel gör ki karşısındaki afet..)


Neyse... 
Filmi Türkçe dublaj izledim... Allah'ım ne berbat bir duyguymuş yaaa. İki gram İngilizcemle ben kudurdum o dudakları az biraz okudukça. Ya film katliam gibi geldi, kendimi tam veremedim...
Yaklaşık 3-4 yıldır filmleri hep pc den izliyorum mümkünse hep altyazılı... O kadar unutmuşum ki dublajlı film izlemeyi. Sanki filmde başka şeyler dönüyor ve konuşmalar farklı çevirilmiş gibi. Alıştım mecbur sonradan.

 Ama yiğidi öldür hakkını yeme demişler, dublaj çok başarılıydı. İlk kez "gıcık sinema kadın sesi" yoktu. Hani var ya çok meşhur, gençlik filmlerini falan hep o gıcık kadın seslendirmiş. Nasıl anlatsam ki şimdi, Kanal d' de çıkardı gece film kuşağı. Cırtlak, kulak tırmalayan, memlekette başka hiç insan kalmamış gibi bir kadın konuşurdu. Hatırlayanlara ne mutlu, işte o kadın ve benzeri ses yoktu. Karakterlere uyan sesler kullanılmış. Vurgular, duraklar başarılıydı.  

Oyuncuların performansı gayet başarılıydı. Hatta Kristen'a beklentim çok önyargıydı, o bile beni utandırdı. Yine her zamanki gibi gereksiz nefes nefese, eşşek kadar ön dişlerini gözümüze soka soka ağzı açık gezcek, sürekli alt dudağını yalıcak, saçma sapan kekeleyecek ve abartı tepkiler, yersiz mimikler yapacak sanmıştım. (Ah ahhh Bella seni mahvetti kızım. Önyargılarla savaşmak çok zordur !!! ) Gayet usturuplu ve başarılıydı oyunculuğu. Sadece son sahnede avcıya bakarken yine nefes nefese böyle bir saçma ruh haline büründü ya... (Bu kız acaba aşık rolü oynamayı her an sevişmek olarak mı algılıyor, öyle bir hali var !!! ) 

Neyse...



Avcı gayet başarılıydı... Thor 'dan sonra pek bir süzülmüş geldi gözüme yavrucak. Ayrıca mümkünse saçını hiç toplamasın bıraksın hep dağınık kalsın...


Filmin değil prensi, kralı bu yavrucaktı. Sam Claflin... Yaaa adama bak beee... Hani derler ya ilikkk gibi !!! Karayip Korsanları'nda da çok beğenmiştim ama Johnny Depp varken ona pek de bir şans verilmemişti. Ama bu filmde gayet her kızın ağzının suyu aktı. Tavsiyem bebek, saçın uzun olsa daha cilllop'sun...

Masalın uyarlaması gayet başarılı verilmiş.
Savaş detayı güzel gitmiş filme.
Cücelerin artık ezberlediğimiz gerçek cüce oyuncular olmaması beni çok mutlu etti. Baba oyuncular cüce rolünü gayet başarılı oynamışlar.
Cücelerin "la lalala la la" modunda iyilik delisi olmamaları ve hatta hırsız, katil olmaları...
Her zaman güzelin, zenginin kazanması beni sinir eder. Bu yüzden -filmin adından anlaşılacağı üzere- prensin ikinci plana atılmasını sevdim.  (Gel ablana Sam 'ciğim, ben avutum seni..) 

Psikolojiye ve neden-sonuç ilkesine çok bağlı kalırım. Bir insan salt iyi veya kötü değildir. Bir seri katilin bile nedenlerini dinleyince üzülebilirim. Bu yüzden kraliçenin haline çok üzüldüm. Her kötülükten sonra gözleri yaşlı yaşlı, pişmanlıkla gezdi taş gibi hatun, yazık. Anası da vermiş laneti, istese de kurtulamıyor...

Beğendim sahne/ler, söz/ler ;
*Avcı 'nın Pamuk Prenses'le veda konuşması.... Bence en güzel sahneydi (romantik çılgınlık olarak düşünülmesin ! adamın oyunculuğuna bittim, gayet başarılıydı)
*Kraliçe'nin yaşlılık- gençlik geçişleri...
*Peri Ormanı :)
*Prens' in kollarında Pamuk Prenses'le ağlaması...
*Tüm ülkenin fakirliği...
*B; Bana paramı ver çabuk !
Avcı; Şu an hepsi midemde, çıkardığımda hepsini vereyim...

İzlemenizi tavsiye ederim. Mümkünse orjinal halini, dublajlı değil...

Adio...

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Sinir Oluyorum..

  Not; Bu yazı saygıdeğer (!) Babanneme ithafen sinir anında bir hışım yazılmaktadır...


Ben hastayken veya bir derdimi anlatırken dinleyip, dinler gibi yapıp ya da yarıda lafımı kesip "ayyy benim de şöyle şöyle.." diyen insan her zaman sinirimi bozmuştur...
Hani muhabbet uyar da "ya kardeş benim de başıma gelmişti, falan feşmekan oluyor sonunda.." gibi bir laf olsa neyse !
Yok !!! Ben daha çok acı çekiyorum, en hasta benim, en dertli benim modunda konuşulunca karşımdakine "bi saniye" deyip bir koşu mutfaktan merdane getirip ağzına "al sana! al sana!" diye diye (Tweety gibi aynen) vurmak istiyorum...

Benim babannem öyledir mesela... Hastalığını anlatmaya kalk, lafını yarıda keser "benim de şuram ağrıyor,ayy  buram kopuyo"  der hatta zorlar ve bir kaç gözyaşı akıtarak acıtasyonun Allah'ını yapar. "Yaşlı kadın, ya gerçekten hastaysa" diyecek kadar saf olanlarınız varsa tek cümle yeter;
Babaannemi tanımıyorsunuz !!!!

Yıllardır hasta, yıllardır bir gün bile iyi hissetmiyor ve asla karşısındaki ondan daha kötü olamaz...

Böyle insanlar her yerde ve her durumda karşımıza çıkabilir, yapacak bir şey yok...
Olgunluğunuzu koruyun ya da benim "g*tüm yarılıyor, seninkinden naber?" deyin.... O raddeye kadar sinirlenmemenizi tavsiye ederim zira "Sen koca kız oldun, nasıl konuşuyorsun büyüklerinle" azarının babasını görürsünüz...

Bülent Ersoy şarkılarını da bu yüzden sevmiyorum işte. Dünyada herkes mutlu bir bunun derdi eksik değil. Herkes "buzlu badem" modunda yaşarken hayatı; acılar, dertler hem bunun omuzlarında yüklü, Fuzuli'nin yandan yemişi mübarek..

Misal İstanbul Akşamları diye bir şarkısı var kalkmış;
"Kim düşse benim düştüğüm hale, çoktan yıkılır kalırdı köşelerde..." diyor. Hem de nassıl bir bilmiş havada, kendinden emin, burnu Kaf Dağında, götü arşta... Ne kadar acı çekerse o kadar madalya veriliyor sanki !!!

Hadi leeennn!!!
Bok gibi para kazanan sensin. Herkesten -korkudan bile olsa- saygı duyuyorsun, herkes karşında el pençe divan duruyor, herkes ağzından çıkıcak lafa bakıyor, gak desen su, guk desen yemek geliyor daha ne!
Valla bak şimdi çookk sinir oldum halla halla!!
Babannemle de benziyor zaten suratları- fizikleri... Yada çocukken çok benzetirdim şimdi hale siması yakın geliyor...

Neyy'yse...

Sinir bünyeye zarar, büyütmeyelim...
Yoksa babannem duyar da "aa kızım bende sinir hastasıyım, zamanında günde 12 ilaç içiyordum, rapor bile verdiler bana" der, fıttırırım....

See you :)

1 Temmuz 2012 Pazar

Umut Böyle Bir Şey...



Son zamanlarda "umut" kelimesinin anlamını bile unuttum...
Ya gerek duymuyorum ya da gerektiği zaman kullanmaya layık görmüyorum...


Saçma sapan bir şeymiş gibi...
Olmasa da olurmuş gibi...
Doğuştan kör birinin dünya tasvirini anlamsız ve boş dinlemesi gibi..
Müthiş açken en sevdiğin yemeğin meşakkatli tarifi vermek gibi...
İki kuruşluk hayatında oturduğun yerden magazin denen zımbırtıyla asla sahip olamayacaklarına sahipleri utanmadan ve kendine hakmışçasına eleştirmek gibi...


Ama bu fotoğrafı gördüm ya....
UMUT nedir? Nasıl yapılır? Ne işe yarar? hatırladım... 




Umudunuz hiç eksik olmasın...
 :)

29 Haziran 2012 Cuma

Reklamlar...


Reklamlara özel ilgim var. İzlediğim dizi/ film reklama girince hemen kanal değiştirmem. Sevdiğim bir reklamı birkaç kez izlerim ve hoşuma gider...
Kaliteli reklamları, alt yapısı güzel oturmuş reklamları severim.

Saçma sapan belli klişelere oturmuş reklamlar asabımı bozar...
Misal calgon reklamları...
Kahve, çim, yağ lekesi geçiren deterjan reklamları...
Kendini tekrar eden reklamlar...
Abartı, absürd reklamlar falan...

Dikkatimi çeken bazı şeyler oluyor...
Misal o bebeği kucağında annelerin gözüme sokulan dev gibi alyansları... Biliyorum bu kural konmuş. Evlilik sonucu doğdu o çocuk anladık da nal gibi yüzük sinir bozcu her seferinde. Ne biliyim ben düğün fotosu da girsin kadraja falan... Yaratıcı olun azcık... gibi..

Ya da bazı reklamları çok pis sabote edesim geliyor... Sonuna bir cümle ekleyerek ya da sonunda şu hareket olsa bu reklamı mors eder lan diyorum ...

Öyle yani...

Birkaç güzel reklam, aklıma gelen..












Şarkılarla Biraz Kafayı Buldum...


Bugün şarkılarla tüm olarak değil de cümle cümle baktım. Ve bazı tümcelere takıldım kaldım...

Sol tarafta yine baloncuklar çıkaran bir kaç cümle oldu...
Aklıma sürüyle açıklama geldi o an ama şimdi hepsi gittiği için  sadece güzel birkaç cümle paylaşayım dedim...

*Yeterince değer görmeyen, bunu farketmiş ve hatta kabullenmiş bir kadın... Alışabilirmiş bu kadar sevmeseydi belki, ama hala çok koyuyor bu durum... Yazık bana diyor bir yandan, bir yandan talihe sövmelerde...
"Talihim şarap olamamak üzümken, beni görememen gözünken..."(Sıla- Egeli Lodos)

*Ayrılmış bir çift ve adam bitmiş...Yıkık, dökük demek onun için yetersiz... Kaybolmuş... Göksüz, yersiz, tatsız, tutsuz, keyifsiz, neşesiz, mutsuz, düşsüz, amaçsız ve artık bir yaşamsız kalmış... Belki diyor, belki aynı şeyleri başka kadınlarla yaşayabilirim, O mükemmel değildi, ondan daha güzel, daha iyi, daha 'fazla' kadınlar var. Hadi diyor, şansımı denemeye başlayayım... "Adı yok, sırtı olan kadınlar" gördükçe farkediyor... "Bazen ne yaparsan yap, olmuyor bazen..." Kimse o olmuyor, kimseyle onun gibi olmuyor..
"Bazen bir vücudu sarıyorum, banıp parmağımı tadına bakıp gözümü sevmeye karartıp yapamıyorum..."(Teoman- En Güzel Hikayem)

*Hareketler sınırlı artık, kalpler azıcık aralık... Kimse ne düşünüyor söylemiyor, herkeste bir tedirginlik... Bakışlar kaçırılıyor, cümleler yutuluyor, kimse kimseye adım atmıyor. Zırhlar özel üretim, savunma teknikleri son sürat... Ancak bilmelisin ki;
"Sansüre ne gerek bir sen bir benken..." (Tarkan- Usta-Çırak)

*"Çağırıyorsun günaha, sen şeytan mısın? Tenin sıcak, tenin kıvrak, ruhun sarışın..." (Teoman- Ruhun Sarışın)
Bunu kurmaya başladım ama pornografiye kaçmaya başladı biraz :)
Teo ses tonuyla yine her duyguyu sonuna kadar hissettiriyor, klip süper, Tuğba Ekinci "cuk olmuş". Daha fazla söze gerek yok...



Altı(da) Üstü(de) Toprak...





Yüzüm toprağa düştü bugün...
Kararan, yanan, savrulup duran toprak ve ben..
Bir damla ter aktı toprağa, alnımdanmış... Karardı kaldı toprak...
Sevdi beni bazen güldü yüzüme, ellerime sıcacık dokundu... Bazen nefret etti benden, içinden böcekler savurdu üzerime, esti girdi gözüme okları...


İçindeydim toprağın bugün...
Altında belki üstünde...
İç içe, alt alta, canhıraş boğuşarak geçti gün...
Nimet olduğunu vurguladı, onsuz hayat olmadığını, ben gibi doğurgan olduğunu söyledi...
Ortak yönümüz çokmuş, anlattı durdu.
Mayamız bir yoğrulmuş, o benmişim, ben de o...
Ondan gelmişim, onun olacakmışım sonunda.
Son dediğin onda başlarmış....

Kışın üşümez, yazın yanmazmış.
Üzerine örtüldüğü her şey ölmezmiş.
Mezar böcekleri varmış misal, şevkle bahsettiği kurtçukları ve onu güldüren karafatmaları...

Yüzüm toprağa düştü bugün..
Onlaydım, ondaydım tüm gün...
Hem altında hem üstündeydim... İçindeydim ve altını üstüne getirdim...



26 Haziran 2012 Salı

Korkuyorum Ben.....


Ben kendim için bile böyle korkmamışken hiçbir zaman, senin için korkuyorum tam da şu an...
Korkularım gerçek olabilir çünkü, bir eşiktesin...
 Yapabileceğim bir şey var mı diye bakıyorum, yok !!!
Bu durumu ben mi seçtim diye soruyorum, yok !!!
Ama en çok korkan benim...

Sen rahatsın, rahat gibi davranıyorsun, ama bilmiyorsun ki ben süper bir oyuncuyum... "Bana her yer Paris" modlarında takılıyorum... Gözümün içine içine bakıyorsun ve beynimi okumaya çalışıyorsun. Oscar' lık performansımı yine her zamanki gibi yutuyorsun. Allah'tan solumda çıkan baloncuğu ve içinde dönen senaryoları kimse göremiyor...

Korkuyor, susuyor ve üzülüyorum. Lanetler okuyorum ki bilirsin lanet okumam, okutmam. Alışkanlıklarımı ne geç terkederim onu da bilirsin... Düşün artık düştüğüm yeri, ne hallerdeyim bir düşün...

"Benim suçum yok aga, bana ne? Bu onun seçimi" de diyemiyorum.... Ben öyle olaydan hemen sıyrılamayanlardanım. Dava benim değilse bile sırf ortada bir dava var diye kendimi yırtanlardanım...

Korkuyorum işte. Korkularım büyüyor büyüyor, yutuyorum, içimde patlıyor. Gözyaşlarım henüz kilitli içimde bir yerlerde. Günü gelirse -umarım hiç gelmez- seller basacak bana, feryat-figan dağlayacak içimi...

Görmemek seni çok zor bu döneminde. Sen şanslı çocuksun ya hadi kır şeytanın bacağını, utandır beni. Korkularıma beraber gülelim ve ne ağır saçmalamışım diye alay edelim...

Ben korkarken senin koyun gibi durman saçma zaten... Suç senin, seçim senin, talih senin, hayat senin... Beni korkumdan ayır, seni benden ayırma...




13 Haziran 2012 Çarşamba

YAZ TATİLİ BAŞLADI...


1 Haziran'da finallerim bitti.. Hüshüs Ankara'ya geldi. 4'ünde mezuniyet foto çekimi vardı, 5'inde iş görüşmesine gittim derken 5haziran gece Hüshüs'le Antalya'ya giden otobüse zor attım kendimi...

İlk kez evi ben kapatmadım, Burcc'a kaldı. Normalde ben daha geç giderim veya aynı anda gideriz Burcc'la. Ama bu sene hatunun sınavları geç bittiği için sevdiceğimle ben yollara düştüm. Geldim, deniz gittim iki sefer, sıcağa alışmaya çalıştım falan derken 10'unda Antalya'nın Korkuteli diye bir ilçesi var zırtapoz, köyden hallice bir yer. Mecbur olarak buraya geldim . Dün boğazımdaki deli sancıyla uyandım, bugün de hastaneye gittim ve bademciklerimin feci iltihap kaptığını ve apse olduğunu öğrendim. Zilyon tane ilç vs. aldım. Öyle ki iki gündür konuşamıyor, nefes alamaıyor, katti surette yutkunamıyorum... İnşallah ilaçlar işe yarar...

Sanki okul biteli aylar oldu gibi geliyor ancak bugün Antalya'ya geleli bir hafta oldu. "Bütün yaz böyle mi geçecek lan !" korkusu içimi deşmekte...

İnternetim yok ve hayat gayet devam ediyormuş :) Zaten çok büyük bağımlısı değilim... Ben laptopun ulvi amacının film ve dizi izlemek olarak kodlamış bir insan olarak, internetle yeni yeni kaynaşmıştık zatii...

Bu arada yiğen denilen şey candır !!! Geçtiğimiz günlerde birinci yaşını dolduran yeğenim öyle şeker ki 6yaşındaki abisini çoktan gölgede bıraktı. Denilenlere göre bana benziyor ufaklık. Ama şimdiki halime değil (Allah'tan) onun yaşındaki halime benziyor. Onu pek övesim yok şimdi, kimsenin de pek umrunda olduğunu zannetmiyorum ayrıca ilk yeğende iğrenç mıç mıç davrandım, herkese fotolarını gösterip "ayyy, ne şeker dimi yaaaa" falan davrandığım için bu sefer sadece susuyorum...

Annemi ne özlemişim meğer... Sadece diyebiliyorum ki "Allah başımızdan eksik etmesin..."

Kendi evimi, kendime ait odamı özlemedim desem yalan olur... Ancak Antalya'nın güzellikleri de şahane... Aile, deniz başta olmak üzere takıldığım bazı özellikler var ki gülüyorum.. Misal:

*Mutfak suyunu açınca banyoda su kesilmemesi :)
*Uydulu tv
*Bulaşık makinesinin varlığı
*Her sebze ve meyvenin mükemmel olmasının yanısıra çok ucuz olması ilk başta aklıma gelenler...

Bu arada farkettim ki genel olarak Antalya insanı zayıfmış arkadaş !!! Yani ortalama bir kiloya sahip sokaktaki 10 kişiden 8'i... Valla "şişman takıntısına ha girdim ha gireceği..." :(

Neyyyse yaaa öyle işte.... Yapabilenlere iii tatiller, sıcaklarla başa çıkmada kolaylıklar herkese...