24 Kasım 2013 Pazar

Göz Hakkı

bizim zamanımızda göz hakkı vardı...
sevgiler böyle ulu orta gösterilmezdi,
görenin canı çekmesin...
kokular böyle yoğun olmazdı,
duyumsadığında için erimesin...
balkondan kuru bir ekmek sallamazdı annem,
çünkü komşuda pişen;
herkese düşerdi.....

kıssadan hisse;
olan var olamayan var,
olup da yanında olamayan var la
az yavaş ol bebe !



Göz Göz Oldum, Birleşince Söz Oldum


değişik bi gözle bak bana bugün...
hadi ! korkma, sorma, kurcalama...
bak bana bugün bambaşka bi yerden...

annenmişim gibi misal,
şefkatimi gör, kıyamayışımı,
seninle ilgili hayallerimi,
kendi egolarımı senle gerçekleştirmeyi,
sahip olamadıklarımı sende becerebilmeyi,
düşlerimi empoze edip de
"senin için en iyisini istiyorum" ayaklarımı...

evladınmışım gibi misal,
muhtaç oluşumu,
sana seslenip her daim sende uyumayı,
sana güvenmeyi,
istediğimi yaptırabilecek olmanın salak gururunu...
her şey hakkımmışcasına,
hayattan nasibini almamışcasına...

hastanmışım gibi misal,
ilgi göster, iyi bak bana,
sırtıma havlumu da unutma ama...

alımlı bir yabancıymışım gibi misal,
ilgini çeken ama yörüngeme giremeyen,
bir kadah ısmarlasan belki havaya girecek bişeyler
ama "alkol kullanmıyorum, teşekkürlerr"...

renkli bir balonmuşum gibi misal,
anlık, duraklık, bakımlık, uzaklık
inceden, gülümseten, özelden güzelceden...

radyoda güzel bir şarkı gibi misal,
beklenmeyen, isteyerek tüketilen, tekrarını bekleyen...

değişik bir gözle bak bana bugün...
hadi ! durma, yorma, savsaklama...

"dön bak bana gözlerim gülüyor,
seni gördüm göreli...."




23 Kasım 2013 Cumartesi

GİBİ GİBİ'SİN

yolları aşamam gibi
sonları göremem gibi
haddimi bilemem gibi
davranma bana...

baskıya gelemem gibi
sonuca varamam gibi
seçimi yapamam gibi
çocuk davranma bana...

acıya gülemem gibi
ölüme gidemem gibi
cezayı çekemem gibi
bakma öyle bana...

o zaman gelsin;


milli kütüphane illallah !


Geçen hafta sınavlarım vardı vizeler; siz sormadan ben söyliym; iyiydi. Bu sene okul bitiyor mu ne la?
Son bir tane kaldı bakalım bakalım...

Neyse efenim bilenler hatırlar ben kolay kolay ders çalışamam;okul, ev (özellikle evim !) dikkatimi dağıtır, toparlayamam, cayarım. Ama miilli kütüphane öyle değil. İlk 15-20 dakkayı atlattıktan sonra saatte bir molaya çıkıyorum ama nasıl güzel geçiyor zaman. Maşşallah deyin Allah'sızlar !

İşte efenim sözün özü birkaç alt başlık altında milli kütüphane nefretlikleri;

*Deli sıra var girmek için. Yetmiyor anam yetmiyor. Kpss çalışan mezunlara, Gazi ve Ankara Üniv'lilere yetmiyor ! (haliyle) Vize ve özellikle ! final zamanı ebesinin ötekeresine kadar sıra oluyor. Saatlerce sıra bekle.... bilgisayarlar bozulsun; karmaşa yaşa... Bu memleket böyle ekmek kuyruğu görmemiştir yaaw !

*Önce bir açıklama yapmak isterim yurttaşlarım;
Ben kiiiii küfrü hiç sevmem 
Ben kiiii küfreden bana itici gelir
Ben kiiii ağız dolusu, dolu dolu küfreden insanın insanlığından şüphe duyarım
ammmmaaaa
Ben hiiiç etmem demedim
Bazen ederim; ama çok elzemse
Yani demem o ki;
Wc ihtiyacı gelince ve sigaraya çıkacağı zaman prize getirip taktığın o tablet prize değil afedersiniz ama bi yerine girsin !
Benim 8 saatlik orda kaldığım süre boyunca yarım saat oturup ders çalışmayan gavat
kusura bakma ama sen ne pezevenk ruhlu bir ibne'sin !!!
Bunca küfürden sonra kul hakkından bahsetmek garip kaçtığı için bu konuda yorumu size bırakıyorum.

*Benim sevdiğim caanım sarı ışıkları sen git led bembeyaz göz acıtan, pasparlak, loşluğu yok eden, dikkat dağıtan saçma sapan şeylerle değiştir. "Tarih affetmez" demişti bir prof. bi hafta önce DTCF'deki nostaljik tahta sıraları söküp saçma sapan sunta sıralar koydukları için...

*Kpss'ye önümde daha bayaaa zaman var; amma velakin sabah 9'da gelip akşam 10'da çıkan, her dersin her testinden 25 soruda en az 21 net yapan sayın vatandaş sen hangi vitamini yuttun, nerden buldun limitless hapını laaann ! Ben nasıl senin rakibin olayım?

Diyceklerim bu kadar;
Hala en net ders çalışabildiğim yer olabilirsin amma
Aşık olduğum o büyülü atmosfer olamazsın artık !!!
Sen ki benim için  masa, sıradan ibaret alalade bir mekansın,
Bu haline karın bile yakışamayacağı saçma sapan bir faydasın..


5 Kasım 2013 Salı

Okunacak Şeyler Var Yüzümden Önce Ellerimde


Pinuccia 'nın hazırlayıp önümüze sunduğu güzel bir etkinlikte buldum kendimi. Çok da sevindim, hemen adapte oldum. Okumayı bekleyen kitaplarım vardı, kitap okumam çok azaldı diye üzülüyordum falan derken bu bir vesile olacak.

Hiçbir zaman çocukken bile kazanacağıma veya finale kalacağıma garantisi olmayan olaylarda,yarışlarda hırs yapmadım. Yani eğer 1.-2.-3. sıradaysam o kadar yakınken bari ben kazanayım der atak yaparım. Ama onun dışında evet gayret gösteririm, evet o yarışmaya inanır gereklerini yaparım, evet heyecanlanırım ama hırstan kudurmam. Sonunda sadece "elimden geleni yaptım"demek isterim.
Bu etkinlik de sadece buna yarayacak. Kitap okumaya unuttuğum değeri vereceğim, kimler ne okuyor diye diye yeni kitaplar duyacağım, mutlu da olacağım :)

Listemi dakikalar içinde yaptım cidden. Zaten bana ayarlama, düzenleme, ön araştırma, listeleme, seçim yapıp ortaya menü çıkarma de bu işin en şevkli, en becerikli insanı olup çıkıyorum (yanlış kariyer mi seçiyorum lan kendime) Ahanda listem ;

not; Aklım öyle hin, öyle de üç kağıtçı biriyim ki her kitap en az 2 kategoriye giriyor. Bir kitabı birden fazla kategoriye gösterebilsek sadece 4-5 kitapla bu iş bitmişti :)

not; Elimde olan -veya ev arkadaşımdan alacağım- 7kitap dışında hepsi de okulumun kütüphanesinden edineceğim kitaplar. Yani kitap okumak dünyanın en ucuz zevklerinden ve lükslerinden biri -iyi ki ;)


1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan bir kitap;
Bir Genç Kız Yetişiyor (Betty Smith - 416 syf) Elimdeki 12.baskısı olup aynı zamanda sahaftan itinayla seçilmiştir. Elimde "Cehennem" var ama niyeyse o kitap bendeki kıyamet fobisini körüklediği için baştan okumaya cesaret edemedim.

2. Kategori (10 puan): Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan satın alınmış bir kitap okuyanlara.
Karartma Geceleri (Rıfat Ilgaz - Çınar yay. - 219 syf) Kendisi aynı zamanda sahaftan alınma.

3. Kategori (10 puan): Adında bir hayvan adı olan bir kitap okuyanlara.
İncir Kuşları (Sinan Akyüz - Alfa yay. - 320 syf) Hemmencecik dün başladığım ilk kitap. (not;baş;4kasım - bitiş;10kasım)

4. Kategori (15 puan): 600 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
Dahiler ve Aşkları (Hazırlayan; Özcan Erdoğan - İkaros yay. - 783 syf) Kendisi aynı zamanda biyografi kategorisine de girerek aşkın başka olduğu söylenen ayda bahaneyle okumak istediğim kitap.

5. Kategori (15 puan): Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabını okuyanlara.
Evdeki Silah (Nadine Gordimer/1991 Nobel Edebiyat Ödülü- Can yay. - 302 syf) Kendisi aynı zamanda hiç okumadığım ülke edebiyatına da kütüphaneden alınacak kitap kategorisine de girerek beni küstahlaştıran kitaplardan.

(not; ben her zaman ennn başarılı, ennnn parlak, ennnn çalışkan olamasam da illa ki ayrıntılı başlıklarda bir en olurdum. Ve bu da bana gizli bir haz verirdi. Jüri özel ödülü gibiydi bu benim için. İşte ordan kalan bir alışkanlık bu yukardaki durum) 

6. Kategori (15 puan): Türk edebiyatında klasik kabul edilen bir roman okuyanlara.
Cezmi (Namık Kemal - Şule yay. - 293 syf) Elimde olduğu için okumak istediğim roman bu listedeki tek içime sinmeyen, kararsız kaldığım kitap oluyor.

7. Kategori (15 puan): Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından bir kitap okuyanlara.
Yitik Cennet (Cecilia Samartin/Küba - Koridor yay. - 365 syf) Elimdekilerden biri.

8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere.
Hobbit (J.R.R. Tolkien - İthaki yay. - 426 syf) Bayılarak izlediğim birincisinden sonra sabırsızlıkla beklediğim 2. ve 3. filmi de var. Onları zamanı gelince izlerim artık. Ama 1.'yi yeniden izlemek -bu kez evde tabii- güzel olacak, hem de 2.'ye hazırlık hatırlatma olsun :)

9. Kategori (20 puan): Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan veya konusunda kış teması olan bir kitap okuyanlara.
Kaygılarımızın Kışı (John Steinbeck - Remzi yay. - 311 syf) hem kütüphaneden alınacak olması hem de 1962 Nobel'li olmasıyla bu da 3 dalda - isim, yazar, mekan- adaylığını koyup ismiyle kazanan isim o.

10. Kategori (25 puan): Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
Dorian Grey'in Portresi (Oscar Wilde - Can yay. - 252 syf) Kütüphaneden alınacak kitap bana sadece komik bir anımı ve mazi olmuş birini hatırlatıyor :)

11. Kategori (25 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap okuyanlara.
Sınıf Arkadaşım Atatürk (Ali Fuat Cebesoy - Temel yay. - 203 syf) Hem kütüphaneden alınacak hem de biyo-otobiyografiye çalan eser.

12. Kategori (25 puan): Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabını veya romanınıokuyanlara.

Hac (Paulo Coelho - Can yay. - 223 syf) Başvurular yine kütüphane.

13. Kategori (25 puan): Bir biyografi veya otobiyografi okuyanlara.
Bir Bilimadamının Romanı (Oğuz Atay - İletişim yay. - 270 syf) Başvurular bu kez homemade'den aynı zamanda bir Türk klasiği de olur kendileri.

14. Kategori (30 puan): Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap okuyanlara.
Bir Tatlı Huzur (Ayşe Kulin/1996 - Everest yay. - 232 syf) Bu kitap da kütüphane memuresinin ellerinden öper.

15. Kategori (40 puan): Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap okuyanlara.
Yüzüklerin Efendisi (J.R.R. Tolkien - Metis yay. -  Yüzük Kardeşliği; 494 syf - İki Kule; 412 syf - 408 syf) Aşık olarak ve bir gecede yaklaşık 12 saat izleme rekoruylan uzun versiyonlarını izlediğim - ki öncesinden 2-3 kez izlenmişlerdi - zat-ı şahanelerini okumayı da dört gözlen bekliyorum. Ve nostalji yaparak izlenecek ufak ödüller :)

Vre Bismillah !

17 Ekim 2013 Perşembe

hınk !!! anlamadım ?

tanıtımı yapılan ürünle reklamın uyuşmaması,
abartısı,
zımbırtısı vs alışkın olduğumuz hareketler.
eyvallah daaaa



bu reklam ne yaaa
g*tün için kaliteli kullan mükemmel hayatın olsun mu?
g*tün için kaliteli kullanırsan uhhhuuuuu gerisi zaten gelir bebişim mi?
hınk!!!
ben anlamadım da yaneee

Abla sen Mickey Mouse'la bizim mahallenin lağım faresini karşılaştırıyorusun !!!

Evet zevk meselesi diye bir olay var amma velakin
Bir yere gidip hususi bir şey istediğinizde size verilen "o yok ama şu var" lafını sizde esefle kınamıyor musun?
Hemen somutlaştırıyım yine karmakarışık cümlelerimden biri olan bu girişi;

*Gratis'e tek bir amaçla giriyorum; Raffaello almak için;  burdan hatırlarsınız neyden bahsettiğimi :)
Soruyorum var mı diye Kadın "yok" diyor (şu sıra hep yok zaten!) bunu hazmedebilirim elbet, ancak dönüp başka bir çikolatayla  "bu var" diyor ve üzerine bir de gülümsüyor !!! Laaayyyn! Yapma gözünü seveyim...

o zaman gelsin;


esnaflarla ilişkim

Sadece bugün 6 dükkana girdim. Alışverişimi yaptım. Onlar bana "iyi günler, iyi günlerde kullanın, iyi akşamlar vs" deme zahmetinde bulunmazken ben "kolay gelsin" ve  "iyi günler" lafımı asssla eksik etmedim.

Çok garip lan. Hizmet sektöründesin sen ! Yanlış anlaşılmasın; kimse yalakalık yapsın, yoluma kırmızı halı döşesin demiyorum. Tamam senin de derdin olabilir 7/24 gülümsemek zorunda değilsin, kimseye yaltaklanmak zorunda değilsin; amma insan iyi günler bari der dingil ! ağzına mı yapışcak....

İşin kötüsü ben gocunmadan, onlar bana "lütufta bulunur gibi !" karşılığını da aldıkları işi yaparken  herhangi bir iyi dilek lafında bulunmamışken "kolay gelsin" diyorum; ve içtenlikle diliyorum. Yavşak bana teşekkür bile etmiyor. Bu lafın üzerine bile bir iyi dilekte bulunmuyor. Umarım günün senin gibi davranan müşterilerle geçer diyorum bende içimden. Attention please! Bu bir beddua değil dikkat ederseniz; herkes hak ettiğini yaşasın.

Onun dışında kısa kısa bir- iki ayrıntıya değineyim;
*Ben kışın geldiğini Sevil'deki sahlep , yazın geldiğini limonata ikramıyla anlıyorum :)

*Eli sıkı- pinti esnaftan nefret ederken, 5-10 gramın hesabını yapmayan esnaf gönlümü fetheder ve genelde hep aynı kişilerden alışveriş yaparım.

*Bir mekana/dükkana/esnafa gitmeyi, alışkanlık edinmeyi, hep belli bir ürün almayı tek bir nedenle severim; ben içeri girince "yine her zamankinden mi?" desin esnaf. Niyeyse bu bana aptal bir zevk ve hatta gurur veriyor (zaten hiçbir zaman normal biri olduğumu savunmadım...)

*Kredi kartım olmadı hiç ancak banka kartım oldu. Uzzzuun zaman önce bir esnaf amcanın o meblağğ için kart çekilmez benden de belli ücret kesiyorlar, ne kazanıcam burdan çıkışıyla öyle bir utanmıştım ki, ya yanımda nakit para taşıyorum ya da yaptığım alışveriş az miktarsa onu gereksiz/ihtiyaç dışı şeylerle yükseltmeye çalışıyorum :(
Ve ev arkadaşım sevgili Burcc hesabındaki para düz hesap olsun diye garip ufak takıntısıyla esnaflara "5'ini burdan alın, 4ünü nakit vereyim" taktikleriyle kök söktürürken esnafın ona da bana yapılan muameleyi yapacak diye geriliyor ve hatta gereksiz çocuksu bir edayla azar yemiş gibi, horlanmış gibi utanıyorum (Burcc biliyorum aptalca gelicek bu sana ama her seferinde bu böyle)

*Haa bir de çocukken su katılmamış bir salak olarak şöyle bir olayım vardı;
Bakkala veresiye yazdırırdık. Ay sonunda asla ödeme zorluğu yaşadığımızı, bakkalın bir kez olsun "peder beye söyle hesabı kapatalım" diye sıkıştırdığını hatırlamıyorum. Allah'a şükür bu konuda sıkılmazdık. Sadece babamın "zırt-pırt para istenmesin, küçük meblağlarla uğraşmıyım; ekmek, şeker, çocuklara abur-cubur olaylarını toplu halledeyim" gibi bir ekonomi stratejisi vardı.
Neyse işte tekel ürünlerini yazdıramazdık; hala öyle mi bilmiyorum; ama bizim Mehmet Amca tekel ürünlerini peşin alıyorum diye veresiyeye dahil etmezdi. Babam da sigara almaya nakit para verdiğinde annem de yakalayıp ekmek aldıracaksa misal bakkala gider ekmeği alır, deftere yazdırır, eve doğru yol alırdım. Ekmek poşetini apartman girişine asar, döner bu sefer "unutmuşum yaaaa" diye parayla sigara alırdım. Özellikle babam tam ücret değil de yüksek bir para verince (çocuklara okul harçlığı olsun diye genelde sigara alarak bozdururdu parayı) o paranın üzerini alırken müthiş kızarır müthiş utanırdım :( Bakkal her an "eee daha demin neden ekmeği bu parayla almadın dicek diye yüreğim ağzımda bekler ve hatta ter ddökerdim....
Böyle de aptal bir çocuktum işte :)

o zaman bu da size gelsin;


16 Ekim 2013 Çarşamba

deli şarkı

gecenin şu saatinde
hayal dünyamı kaosa sürükleyen
duyunca aşık olduğum
yeni tanıştıp hemen o an vurulduğum
şarkılara aşık oluyorum...

dimağımda edindikleri yerler inanılmaz...

ayrıca bana aşık olacağım şarkılarla tanıştıran insanlara bayılıyorum.
bana yeni bir şarkı öğretemeyen insan b*k yesin lütfen
aşık olacağım şarkıyla tanıştıramayanlara sesleniyorum;
"la sen ne ezik bişeysin öyle !
iticilikte sınır tanımıyorsun dostum !!!"

daha taze aşık olduğum bir şarkının ezgisiyle salınırken delice
saygılarımı sunuyorum dünyayı değiştiren her şarkıya kendimce

15 Ekim 2013 Salı

geceler yar yarrrr !


gece....
yalnız...
en uzun yalnızlık gecelerde sanırım
ve üstelik kış gecesi olması da elzem değil
yeterince uzun...

dönersin hani yatakta
yorganın ucu minicik açılır da sırt tarafından
elin uzanmaz kapatamazsın...
işte o gece zulüm
o uyku işkence olur

veyahut hani yatakta dönersin de
-sen de amma dönermişin be bilader
utanmasan ekmeğime katık olacaksın
iki dilim domatese bir ayrana bakacaksın-
yanındakinin nefesi yüzüne çarpmaz
sinir olup yanındakinden uzaklaşamamaya sinir olursun.

sahi bir de şu durum var
hani gecenin cin fikirleri etrafta kol gezer de
kapı tıkırtısı,
ahşap gıcırtısı,
pencere fısıltısı
korkutur seni alay eder gibi
elinden gelen tek şeyi yaparsın sende
yorganın altına yavaşşşça süzülürsün.

misal şöyle düşün güzel kardeşim
gecenin körü, karnın guruldar
sinsice mutfağa süzülürsün
geceyken ve elbet yalnız başına,
alice'in tavşan deliğini kıskandıracak
bir dünyanın kapıları açılır gibi
o ışık dolu evrene dalarsın hunharca;
dostun bozdolabına...
ve bir anda yakalanır da
korkarsın hani,
yediğin lokma boğazında iki saniye kalır hatta
eğer şanslıysan seni yakalayan kişi de dahil olur suça
yoksa paparaya hazır ol şimdi...
işte bunu yaşayamadığında
tık diyene kadar yeyip
üstüne pişman bile olunca
uzun zaman kavramını öğrenirsin
geceler boyunca...


o zaman gelsin;