*Sizler tehlikenin farkında değilsiniz ama sanırım küçük bir kıyamet alameti bu; "bir şey yapacağım diyorum ve yapıyorum"
Beni bilenler bilir; bir şeylere karar vermekte, hazırlık yapmada, araştırma ve geliştirmede, iz sürmede feciii iyi, başlamada aceleci iken asla sonu gelmez, asla bitmez, asla başarılamaz. Ancak şu ara ufak ufak hedeflerimi yapmaya başladım insan bir tuhaf oluyormuş :)
*Aşklarım (değer sırasına göre; Grey'S Anatomy, The Mentalist başta olmak üzere my mad fat diary olsun, seed, sherlock olsun efenime söyliyim teenwolf, the vampire diaries olsun) sezon finali yapmışken boşluktan başlayıp başlayıp bıraktıklarım, bir gece ansızın bana gelen diziler karmaşasında tanıştım bu diziyle.
Dizi ve filmlere ağırlık vereceğim için yorumunu sonraya saklıyorum.
*Ama beni tanıştırdığı Allah vergisi güzelliğe ba-yıL-DIMMMM !
Ah yavru sen ne esaslı bi bebesin laa !!!
Alexander Koch, son zamanlarda görüp beğendiğim ve benden küçük olmayan çocuk kategorisinde benden ödülünü çoktan aldı. Tarafımdan defalarca sözlü tacize uğrayıp oyunculuğuyla takdirimi topladı sayın seyirciler :) Ayrıca yemin olsun tipinden dolayı vermediğim payesi olan; Dizinin en başarılı oyuncusu, mimikleri olsun, tepkiler olsun 10 numero 5yıldız kazanan isim.
Hakketen dizinin en göz dolduran performası onun, üstelik daha onu o kaslı haliyle üstsüz bile görmedik yaaee :) :D
*Geçen hafta gecenin bir körü canım naasssıl patlamış mısır çekerken çekmece diplerinde bir avucun 1/3 şeklinde karşılaştığım mısırı can hıraş patlatınca ömrümce patlattığım en az mısır miktarı kulvarında bir tebriği hak ediyor.
*Sallama çayın tadını sevmiyor musunuz?
Peki bir sallama çayla bir fincanı ekonomik bulmuyor musunuz?
İşte size çözümü; Lipton'dan. Bir misafir aracılığla tanıştığım bu çayı siftahında diğerlerinden ayırt edemedim. Ancak sonra sonra yalnızlığın verdiği yetkiye dayanarak çay demlemek yerine bundan bir tane demliğe attım, bir buçuk fincan kaynar suyu döktüm iki dakka demlensin die durdum ve bardağa dökünce ne göreyim katran gibi. Ben onu azcık daha azcık daha die die çoğaltınca bir baktım ki bir sallama çay ile orta boy bir çaydanlığın ümzüğünü yarılayıncaya çayım olmuş. ( çüşşş !!!)
Kaynar suyu üstüne döküp bekletirken alttan da benvari usulünce ısı vermeye devaö ediorum yoksa demlenmiyor. Resmen kurtarıcım oldu. Ve yeterince bekleyip de demini alırsa sallama çay tadı olmuyor. Valla bence bir deneyin. İki fincan rahat çıkıyor.
*Çoğu makyaj/makyaj dışı blog ve videolarda görülen kırılan pudra/allık/far sıkıştırma yöntemini bende denedim sırf aldığımın haftasında kırılan ve iki senedir iş bu sebeple çoook az kullandığım flormar füme farım için.
*Net/pc/teknoloji konularında bile isteye biraz geri, biraz cahilim. Herkesin zilyon yıl önce bildiği bir şeyi ben yeni keşfediyor olabilirim yani :(
Geçen gün Hakan Hepcan vine'larına rastladım hala bininci kez açıp açıp gülerken onlara, Kuma olmadan önceki haliyle grupları Rol ile tanıştım. Ve bu şarkıya da bayıldım.
O zaman gelsin;
bilinmez/çıkılmaz yol olup, cesurca girilen deneyimlere...
yapmam dediğiniz, yapmayacağınızı düşündüğünüz, üzerine düşünmenize gerek yok genelde uzak durduğunuz şeylere an gelir bile isteye dahil olabilirsiniz... ben misal son zamanlar;
*Sade çikolatayı çok sevmem normalde. Tatlı krizine girmem veya çok canımın çekmesi lazım. Kıtırtılı pıtırtılı şeyleri daha çok sevdiğimden, nutellayı bile assssllla ekmeksiz ağzıma koyamadığımdan gofretle, kekle falan iyi gidiyor çikolata. Hele ki sade çikolata sosla ağırlaştırılmışsa hiç yemem. Ancak geçen gün tatlı kriziyle aldığım bu şerbetli tatlıya bayıldım. not; şeker krizine girdiğinizde yiyin. 2kareden fazla yemeyin zira başta dönme, şeker koması gibi yan etkileri var.
*Zeytinyağlı ürünlerin kokusuna bayılmam. Annem seviyor diye d'olive el kremini bir süre severek kullanmış ve bir anda kokusu ağır gelmesiyle nefret etmiş, yanıma yaklaştırmamıştım daha. Geçen gün bu ürünü görünce fiyatı da uygun diye aldım. Zira bir vücut sütü, losyonuna ihtiyacım vardı. Zeytin yağlı ama kokusunu bunca sevdiğim başka zeytinyağlı bir krem yoktu sanırım. Süper de etkili, yumuşacık, çabuk emiliyor, iyi nemlendiriyor. Daha nolsun???
*Leblebiyi tuzludan başka bir ürünle düşünemeyen ben, bırakın çikolatalısını tuzsuz bile tiksinen ben bu çikolatalı leblebiden günde 2-3 ağzıma ata ata Çorum seferimden getirdiğim ev hakkını bitirdim :)
*Çocukken uzun tırnaklı, böyle ojeli tırnıklar cadı eli/tırnağı gibi gelirken yaş ilerlemesiyle bu durum kötü kadın imajına dönerken bayaaa bir geçtiğimiz günlerde "aaa nasıl olur acep diye denemede bulunuyordum kendimce :)
not; uzun tırnağa aşık olduğumu söylemiştim bilenler hatırlar; bu bahsettiğim cadı eli tırnağı şöyle ki çoğunluk takma tırnak için veya kendinden katır tırnağı gibi büyük, abartı tırnaklara koyu renk oje sürmek, cırt renkler sürmek, tırnak boyunu abartmak gibi meseleler
*Eskiden sinir olduğum, hoşlanmadığım insana kaşlarımı çatar, soğuk davranır, konuşmazken; şimdi beni ard arda bozsa bile -yüzsüzlük seviyesine varmadan- bir şey olmamış gibi sohbet ortamından kopmamaya çalışıyorum. Bu benim için de süpriz olan ve şaşırdığım bir deneyim aslında.
*Sosyalliği yaşatmak adına kişiliğime çok uymayan insanlara sevdiğim biri hatrına katlanırken şimdilerde yalnız da takılıp, plan yapabiliyorum. Eskiden sahip olduğum takılmak için "can ciğer kuzu sarması olunmalı" tabumu çocukça bulup aştığım için kendimle gurur duyuyorum :)
*Sebepsiz nefret ettiğim insanlar vardır. Belki tavrından, konuşmasından, tipinden, kişilinden. Öyle kişilerin yaptığı ettiği bi,r işi gördüğün anda sinir olup da sonradan ağzına takılması olayı beni şaşkına uğratıyor. İlk kez Ömür Gedik adını duyuyorum ve ondan köşe bucak kaçmak yerine bile isteye ona dahil oluyorum.
eskiden hata yapmış ola*bilirim
eskiden hata yaptığımı düşünmüş ola*bilirim
eskiden hata yapmaktan korkmamış ola*bilirim
eskiden hatalarımla yüzleşmekten kaçmış ola*bilirim...
neyyys'sse....
şimdi hata yapmak istemiyorum
şimdi hata yapmaktan korkuyorum
şimdi hata yapmamaya her zamankinden çok dikkat ediyorum
bu uğurda biliyorum ki;
bencilim
düşüncesizim
ilgisiz ve kalpsizim
görgüsüz, yüzsüz ve hatta kişiliksizim
tek bir şey istiyorum;
emin olmak...
o zaman gelsin keyiflice dinleyek;
en çok da bana hitap ederek...
Şu ara kliplere taktım,
Ve kategorize ediyorum;
Şöyle ki;
En psikopat klip;
Hayır yani insan kendine bu zulmü niye yapar?
Hadi yüzleştirdin, foyanızı ortaya çıkardım dedin de sonraki hamlen bu olmamalı,
Kızı adamın içine sokuyor resmen...
Ayrıca o bakış, o duruş nedir ego manyağı adam?
İnsan kızar, bağırır... Hala bi artislik peşinde, hala kameralara oynuyor...
Kızın korku emareleri çok başarılı, karşısında öyle bir manyak varken normal gerçi.
Arkadaşın yaptığı yanlışı tartışmak istemiyoree ben, ama bir kere o yola girdikten sonra kızı çekip kurtarması lazım, öyle pıs pıs duruyo saf !
Neyyyse :)
En mantıksız klip;
Türk müzik piyasasında çok var da, şu ara benim listemdeki bu.
Hayır ben herhangi bir ilişki sorunu görmüyorum, şakalaşılan, romantik romantik mutfakta dans bile edilen, romantik yemeklerin yendiği bir ilişki. Hayır yani kız biraz şımarıyo falan ama bir kız sevince, sevilince yapar bunu.
Şarkının sözlerine göre kızın sevmemesi lazım, kalbinin boş olması lazım ancak kız daha çok seviyor bildiğin.
O son sahne ne peki? Anlayan var mı? Kızın önüne kupa kızı atıyor, kız atarlanıyo, adam pis pis gülüyo, kız basıyo gidiyo ! Neyyyyy? saçma !!!
Neyyyse :)
En klişe klip;
Orjinallikten bunca uzak, herkesin ezbere bildiği, ki dünyada emsalleri var olan kurguyla yapılan klip.
Ki güzel bile değil yani bu hikaye.
Üzerine bile konuşmayacağım yani,
Borrriiiing !
En karizma klip;
Her ne kadar klipteki adamla oyunculuğu, verilmek istenen hava tutmasa da
Tripleri, somurtması (ki adam haketse de onca saat telefonda konuştuğu için) azcuk fazla olsa da Gülben Ergen'in oyunculuğunu beğenirim...
Kim ne derse desin sesini beğenirim,
Üzerine çok düşünülmüş ve güzel şarkılar yapıyor, şarkılarını beğenirim,
Duruşunu,gülüşünü,
Karizmasını severim...
Bakışını, konuşmasını,
Üzerinden usulca asalet akışını severim.
Bence karizma kadın, klipte de karizmasını sürdürüyor... Helal olsun :)
Geçtiğimiz 3 günde iki kısmet çıktı bana :)
Amma anneler, teyze, halalar cephesinden.
Övüldüğüm belli başlı konular vardır.
Biri de eli çabuk, becerikli, işten kaçmama hususunda.
Ben 4kız 1erkek kardeşin 3 numarasıyım.
Benden büyük 2 ablam var, mütthiiş becerikli ve beş dakika boş oturmayan bir de annem.
Anne ayaktayken boş oturulmaz !!!
Anne iş yaparken sen yayamasın !!!
Bu felsefe kanımıza nasıl zerk etmişse biz buna sıkı sıkıya bağlandık (en azından benim jenerasyona kadar)
Aynı şekilde özellikle benden bi büyük ablamın bana dayattığı ben iş yaparken sen de oturamazsın mantığı beynime işlendi.
Yani zaten biri iş yaparken (ev işlerinin tamamından bahsediyoruz) başkası boş oturması çok yanlış da,
ben bu durumdan nefret + öfke + kin + sinir krizi hissediyorum.
Kendime yapılmasını istemediğim şeyleri de başkasına yapmam bilirsiniz :)
Bunların hepsini toplarsak başkasına yardım ederim, boş oturmam.
Geçen günlerde iş yerinden bir ablanın evinde yemeğe gittik;
Ofiste çalışan kızlardan biri annesine beni anlatıyor;
"herkese yardım etmeye çalışıyor, boş oturmaya gelmiyo, var yaaa çok iyilik sever...."
Güyaa arkamdan sessizce konuşuyor ama benim ne kadar ii duyabildiğimden habersiz :)
Bir de söylemesi ayıp mizacım güleçtir.
İşte kadıncağız da beni pek bir sevmiş -öyle dedi ben onun yalancısıyım :)
"Ele gitmesin biz alalım bu kızı" dedi ve ciddi ciddi kızıyla kime alsak diye tahlil etmeye başladılar.
Sonunda buldular birini :)
Bende şakaya vurdum tabi, kezban kezban ciddiye alıp "yok ben istemem" e de bağlayamam, azmış gibi "kimmiş, neciymiş?" de diyemem.
Bana münasib görülen kısmet de mali müşavir, sarışın, hali vakti yerinde :) onu biliyorum o kadar
Aynı gün, evine gittiğimiz ablanın karşı dairesinde oturan kaynanasına uğradık beş dakka, bize hacıdan gelen kına verdi zorla sağolsun. Mutfağındaki bulaşığı gözüme battı iki dakkada yıkadım.
Ertesi gün gelinine beni övmüş, "eli becerikli, güler yüzlü" diye. "Biz alalım bu kızı" diye beni birine uygun görmüş;
O da kamuda yer edinmeye çalışan eli yüzü düzgün biriymiş :)
Öyle yani, adaylara bakıcaz artık :D
Ancak şöyle de bir mevzuu var ki, Beni anneler beğenir dee oğlanlar almaz....
O zaman benden gelsin;
Geçen gün gördüm bu reklamı; sevmedim de üstelik. İlgimi çekmedi yani.
Ancak sonunda etkileyici Kenan Işık sesiyle kulaklarımızı dolduran cümle dikkatimi çekti;
"Bazen hatıralar akılda değil, damakta kalır..."
Aynen yaaa, cidden öyle olmaz mı?
Bazen bir yemek yersiniz sizi alıp başka zamanlara, başka mekanlara taşır,
Bazen bir tat sizi sizden alır (Ratatuy'daki gıcık gurmeye olanlar gibi)
Anılar yerlerinde duramayan, sürekli kaçmaya çalışan afacanlar gibi;
Bahene yaratıp kendilerini ortaya atıveriyorlar,
Öylecene birden vuruyorla sizi...
Misal annemin bir akrabası var yaşlı teyze hala karpuz yiyemez ağlamadan.
Kocası çok severmiş bu kadını,
Hani sevgi ufak şeylerle de gayet anlaşılır ya,
O hesap işte adam her karpuz kesişinde (hani karpuz da mangal gibi erkek işidir, o keser)
Ortasındaki (hani şu en lezzetli, en güzel) yerini kesip hemen karısına uzatırmış.
Çocukları olmuş, misafir gelmiş farketmez, kendi bile yemez, ortayı karısına uzatırmış.
Amca vefat edince işte,
Teyze karpuz başına geçince,
İşte onu hatırlar,
Ağlarmış....
Ya da benim damağımdaki elma şekeri gibi (tüm kardeşler olarak bizim hatta)
Dedemler Almanya'dan getirirdi, ekşi böyle.
UUUFFFF, olsa da yesek canımı çektirdim zorla :)
Türkiye'de falan yedik ama o tat değil,
Sonra onlar da getirdi Almanya'dan ama o markadan değildi...
İşte o çocukluğumun tadıdır...
Misal dut sevmem. Ama çocukluğumun tadı ona da sinmiştir...
Misal açken yediğim bir yemeği hala ararım,
belki o kadar güzel bile değilmiştir de
bana öyle gelmiştir,
onu güzel yapan anılarmıştır,
olsun...
Dünya Savaşı Z'yi izlerken yine tüm salgın filmlerinde hissettiğim şeyi hissettim,
Düşündüğüm şeyi düşündüm;
O kahramanlar yerinde ben olsam aklımdan geçer,
Ya bende onlara katılıyım artık, Yakalanayım, ısırılayım... Kaçmak, korkmak, savaşmak zorunda kalmıyım.. Onlar rahat; Çoğunluktan yanalar, direnmek zorunda değiller... Sürekli kaçmak, zayıf olan taraf olmak zorunda değiller... Kaçmaya çalışanlar ise; Üzülenler, yorulanlar, yara alanlar... Hatta ölüyorlar bile...
Korkaklık mı bu; belki...
Benim zayıf karakterli olduğumu mu gösterir; belki...
Sonucun güzel olacağını bilmiyor muyum; biliyorum...
Değmez mi peki? belki.....
Geçen hafta pazar günü öğlene kadar yattıktan sonra kendimi dışarı attım ve çok da bayılmadığım Dünyalar Savaşı'na gitti.
Bazen böyle olur, bilmem neden ama bazı filmler beni çekmez, haklarında merak etmem. Bu filmde Brad Pitt var, konusu güzel falan ama tık yok, istemiyorum. Ama vizyonda izleyeceğim başka film olmadığından mecbur gittim, iyi de ettim .
Farkettim ki Brad Pitt filmlerinden hiçbirini bugüne kadar vizyonda izlememişim.... (yazı bittikten sonra aklıma geldi; Soysuzlar Çetesi hariç; orda da Brad'ciği hiç beğenmemiştim ondan silindi herhalde bilgi.)
Anam adam hala ne güzel, ne özel...
Ne profesyonel, ne yetenekli, ne karizma ama...
Tamam bu ilk gençlik zamanları da hiç güzel değilmiş, bildiğin sarışın'mış :)
Ama adam durdukça güzelleşmiş, onu sevmemek, beğenmemek imkansızlaşsın diye dizayn edilmiş...
Zirvelerinden biri Fight Club,
Diğeri de Troy...
Bence yani :)
Eee yaşlılığın emareleri belli olmuş artık baya baya, niyeyse yakıştırmadığım uzun saçları yaşlılığını vurgulamış, ya da o modelde belli olmuş bilmiyorum. Onca çocuk, karı dırdırı, (Brad için Angelina'yı da böyle gömerim işte :D ) çalış çalış çalış, stress e bir yere kadar . Adam da elli oldu boru mu? Annemle yaşıt :( -- babamdan bi yaş büyük :)
Filme gelirsek hiç sevmediğim bir tür; salgın, virüs...
Bu tür izlediğim ilk film 28gün sonra (ki nefret ettim)
Diğeri de Yeryüzündeki Son Aşk (tipik salgın filmlerinden farklı, imgesele ve simgesel ögelerle dolu, iç mesajı, alt mesajı çok olan filmdi, sürrealist biçimde derdini anlatan senaristini de tebrik ederek bayıldım...)
Bu kadar...
Şimdi buna bile isteye kendim gittim bi de.
Kısaca;
Eski bir araştırma ajanı işten ayrıldıktan sonra tüm işini iyi yapanlar gibi çok özel bir göreve çağrılır; kabul etmemesi imkansızdır çünkü tüm dünyada bir virüs yayılıyordur; insanlar hızla zombiye dönüşüyordur.
Olay bud. Ama önemli olan kurgudan ve kabataslaktan çok (ona bakarsak dünyada yapılacak film kalmaz) senaryo, görüntü, efekt, o-yun-cu-luk !!!
Brad Pitt döktürdü tabi yine, adam king !
Filmden ayrıntılar ve notlar;
*Brad Pitt'in saçı niye öyleydi yaaa; vaksla mı yapıştırmış, japon yapıştırıcı mı sürmüş birader, uçak düşüyo adamın saçı yine aynı yine aynı, tek tel yer değiştirmiyor :)
*Brad Pitt'i ilaç odasına hapseden zombi müthişti; en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü alsın bence. Diş olayı yeter zaten, ne kadar başarılıydı; sinir oluyosun, gülüyosun bir yandan, bir yandan defol köpek diyosun içinden, bir taraftan da deli gibi tırsıyosun. Filmin en yoğun duygu uyandıran sahnesiydi. (En duygu uyandıran sahne illa ki ölüm, ayrılık, veda, aşk sahneleri olmak zorunda değil. Şekil A1'de görüldüğü üzre)
*O delibaş ergen kızı Allah kimsenin başına vermesin. Her tribini geçtim de arabanın aynasını kırdıklarında "Hiçbir şey yapmayacak mısın baba? Bir şey yapman gerekmiyor mu? tarzı lafını, ifadesini yırtmak istedim. Dingil karı, normalde doğrusu nedir, boşver baba, kavga etme baba, olay çıkmasın baba. Bu tarz olaylarla başlayıp vahşete dönüşen ne trafik kavgaları var sen biliyo musun zilli???
*Onuncu adam kuralını çok sevdim İsrail'li liderin. Dokuz kez uyarı gelmesine rağmen "olmaz-imkansız" dediğimiz şeyler başımıza gelirse, onuncu adam ne kadar saçma da olsa gelen uyarıları ciddiye alır ve tedbir alır; bu zombi saldırısı fikri bile olsa....
*Onu bunu bırak da her kadın böyle bir adam ister.... Güçlü, kontrolcü, lider ruhlu, becerikli, korkusuz, centilmen, romantik, fedakar, vefakar...
Misal kimse yapamazken zor durumdan kurtulan erkek, ailesini de kaçıran erkek.... onunla olmak istemez misiniz? Filmin daha ilk sahnelerinde kaç kişi telef olurken, çoğu adam ailesini kurban verip, beceriksizce bi b*k yapamazken gönül Brad'in yanından gitmedi ki?
Hem kim istemez ki binanın tepesinde durup hasta olma ihtimaline karşı ailesini güvenceye alan adamı; cahil, düşüncesiz, korkak, burnu dik, dediğim dedik olan binadaki göçmen adamın aksine...
İşte böyle adama plan yapma, yönetme yetkisini bırakıp, tamamen güvenip gözü kapalı dersin ki "götür beni gittiğin yere..."
İzleyin bence bu tarz filmler seviyorsanız. Bu türde başarılı bir film, pek mantıksal açığı kalmamış, oyunculuk, kurgu güzel, üzerine bir de bu adam Brad Pitt !!!